aforizmik aydınlanmalar…

yazayım, yazmayayım, ne yazayım?, yok yazmayayım……

bir önceki yazıdan sonra aylarca hiçbir şey yazmamak ve yazıp yazmamak konusunda kıvranmak ironik oldu biraz.

ve döndüğüm yazı -tahmin ediyorum ki- bir konudan girip bambaşka bir yerden çıkacağım bir yazı olacak; çünkü bu ruh halini tanıyorum 😃

aslında defalarca beni gerçekten çok sinirlendiren olaylar yaşıyorum ve buraya yazmak istiyorum. sonra diyorum ki “ben bu alanı içimdeki kötü duyguları kusmak için mi kullanıyorum? bunu mu yazacağım?” vazgeçiyorum. yazsam yazsam 3-5 cümle, gerisi gelmiyor. sosyal medyada birbirine nefret kusan ve bu şekilde dünyaları kurtardığını sanan insanları eleştirdiğimden olsa gerek; yapmaktan vazgeçiyorum.

ama insan bir derdi olmayınca ne anlatsın ki? mutlu olduğun şeyi de anlatırken aslında bir meramını anlatıyorsun. senden başka birileri de duysun istiyorsun ama ben sanırım ‘benim dışımdaki herkes’ duysun derdinde değilim. kafasına esenin, eseni söyleyebileceğini düşündüğü ortamlardan hoşlanmıyorum. kimse bu mecrada sınır bilmiyor çünkü. yazıp yazmamak arasında gidip gelmelerim bundanmış. bunu da bir yazarın anlam veremediğim şekilde bana çıkışması ile anlamış bulundum 😌 bu aralar kendimi ifade etmekte zorlanıyorum; çıkışmak doğru bir ifadedir umarım 😅

burada dil kurallarını kendimce esnettiğim ama o kadar da inkar etmediğim bir çerçevede yazıyorum. büyük harf kullanmıyorum mesela. özel isimlerin baş harfi dahil, büyük yazmak istemiyorum. sınıfa müdür girince ayağa kalkmak gibi geliyor; rahatsız oluyorum.

cümleye ‘ve’, ‘ya da’, ‘ama’ ile başlayabiliyorum. çünkü neden başlamayayım? bunun ‘cümleye bunlarla başlanmaz’ dan başka açıklaması yok ve konuşurken bunu yapıyor, yapabiliyoruz.

istediğim kadar devrik cümle kullanabiliyorum. hangi noktayı aşınca ‘yeter yahu’ dedirttiğine kendim karar veriyorum. bir çeşit özgürlük işte kendimce 😎

“!(A)ma!” tabi ki anlattığım şekliyle veya ona yakın anlaşılması için bazı kuralları uygulamak gerektiğinin farkındayım. zaten dilbilgisinin birileri üzerinde baskı kurmak için değil; iletişimde ortak bir kodlama sağlamak için var olduğu bir takım çevrelerce unutulmasa şu an dilbilgisini bilme gerekliliğini, doğru bağlaç ayırabilmeyi ve diğer kuralları tartışıyor olmazdık.

bu arada büyük harf kullanmanın bazı anlaşmazlıkları çözdüğünün farkındayım ama o kadar da serserilik yapabileyim lütfen 🙂 sanırım bu özgürlük alanında yaşadığım, hissettiğim şeyleri paylaşıp yükümü hafifletmek cazip geliyor; birilerine sataşıyor olmaksa beni geri çekiyor. arada kalmalarım bundan. sonunda kendimi ikna ettim sanıyorum. bu bir ‘kişisel’ blog. yani kişisel duygularımı, anılarımı ve hislerimi paylaşabileceğim nadir alanlardan. sosyal medya hesapları gibi değil ve bunu okumak bilinçli bir çaba gerektiriyor. buradaki yazılar kimseye yönelik yorumlar olmadığından, istemeyenin okumayacağı ve üstüne alınmasını gerektirmeyen kendi dünyam. doğal olarak bu dünyanın merkezinde ben varım; sadece buraya özel olarak.

buralara kadar beni getiren, son zamanlarda okuduğum kitaplardan birinin yazarının goodreads’teki yorumuma cevap vermesi oldu. kitap hande şarman’ın aidiyet kitabı. yazdım, çizdim, döktüm içimi; sonra vazgeçtim yine ve yeniden. eleştirdiğim şeyi yapma tuzaklarına düştüğümü hissettim her seferinde. tam ‘yazmayıveriyordum’ ki defne suman’ın mavi orman kitabı çıktı karşıma. bir günde kendini okutan bu akıcı kitabın ardından ikisini de yazmazsam olmayacağına inandım.

aslında aidiyet ile ilgili yazacağım pek bir şey yoktu. elime ilk aldığımda ne güzel fikir diye düşünmüştüm. aidiyet meselesini çözmeye çalışan birinin içsel yolculuğunu kurgu bir dünyada masal gibi izlemekti ilk beklentim. anladığım kadarıyla yazarın hedefi de buymuş. severek yazdığı için kitabına goodreads’te 5 yıldız vermiş hatta. ne yazık ki heveslendiğim ve heyecanlandığım gibi bulamadım kitabı. ve bu, yazarın pek hoşuna gitmedi ki çok doğal. insan ürettiği birşeyin beğenilmesini hedefleyerek çalışır neticede. fakat yazar olarak kaçırdığı nokta şu ki; herkesin okuma zevki aynı olmadığı gibi okurun bir kitaptan beklentisi, okuduğu dönemki ruh hali, daha önceki okumaları, vs gibi birçok etken var kitabı değerlendirmesinde. ve elbette kitabını beğenmeyecek okurlar olacak doğası gereği. çünkü iyi kitap veya eser istisnasız herkesin beğendiği kitap veya eser anlamına gelmiyor; herhalde herkes bunda hemfikirdir. hayata dair bir takım çıkarımlar, kıssalar ve yorumda yazdığım tabirle ‘aforizma’lar kişisel gelişim kitaplarında sıkça karşılaştığımız ve yetkin biçimde kurgulanırsa konuyu ve anlatımı destekleyici şeyler. nasıl ki bir kişisel gelişim kitabında bunları sıkıcılıktan uzak anlatmak zor; bir roman ya da öykünün içine gizlemek ve satır aralarında bunu vermek de bir o kadar zordur herhalde. benzer duyguyu azra kohen’in üçlemesinde de hissetmiştim. hayata dair söylemek istediği çok güçlü noktalar var; hadi onlara ‘aforizma’ diyeyim. didaktik olmamak için bunu akan bir hikayeye yedirmek istiyor ama bunu iyi yapamadığında o aforizmalar metinde yüzüyor ve bu da bir okur olarak bana samimi gelmiyor. kitabı (fi-çi-pi) beğenen bir dolu insan var. bu durum ne benim fikrimi ve hissimi değiştiriyor ne de benim düşüncelerim onca insanın beğenisini azaltıyor. bu bir farkındalık meselesi.

aidiyet’e de benzer sebepten goodreads’te 5 üzerinden 1 yıldız verdim. zaten değerlendirme yapan çok az kişi varken (biri de yazarın kendisi) 1 yıldız veren tek bendim ve yazar değerlendirmemi beğenerek bunun farkında olduğunu fark ettirmişti. ben olsam sebebini merak ederdim diye düşünerek ve ofansif bir şey yazmamak için dikkat etmeye çalışarak bir yorum yazdım. ve yazar da bu yoruma okuduğum kitabı anlamadığımı ima eden kendince savunmacı bir cevap verdi.

bu yorumları buraya yazmayacağım; zaten açık bir sayfada. sadece bu yazışma sonrası düşündüklerimi ve beni nereye götürdüğünü yazma ihtiyacı hissettim.

goodreads’i birkaç sebepten iyi bir platform olarak görüyorum. okuyucu için kendi kitap listelerini oluşturmak, yeni kitaplar keşfetmek, dijital bir okuma günlüğü tutmak için iyi bir arayüz. bir adım ötesinde de; bir kitaba verilen puan veya kitapla ilgili yapılan yorumlarda paralel düşünen yani aynı okuma zevkine sahip olabileceğiniz kişilerin diğer okumalarına bakıp kendinize potansiyel bir liste çıkarabiliyorsunuz. açıkçası benim kullanma amacım bu. bir de reading challenge ile kendimi motive etmeye çalışıyorum.

yazar için de çok iyi bir platform olabileceğini düşündüm bu olaydan sonra. doğrudan okur değerlendirmelerine ve neden beğenildiği ya da beğenilmediğine dair bilgiye ulaşmak çok önemlidir herhalde. yani bu bilgiyi verimli ve aklıselim değerlendirme potansiyeline sahipse.

ilk defa bu platformda bir yazarın bu kadar müdahil olduğunu gördüm. daha önce adını duymadığım biriydi; kitaptan aldığım ilk izlenim, kariyerinin başında, heyecanlı ve genç, pozitif duygular üzerinden iletişim kurmaya çabalayan bir yazardı. ama kısa bir internet araştırmasından ve kendisinin goodreads yorumlarından sonra çok fena yanıldığımı anladım. sebepleri aşağıda ve aşağı indikçe artık şaşırmayı bıraktığım, ‘bunlar da herhalde normal’ (!) demeye başladığım noktalar.

bilmem kaç saat uluslar arası onaylı yoga eğitmeni olduğunu yazdığı sosyal medya hesabı

köşe yazarı olması

twitter üzerinden sataşıyormuş gibi bir üslup ile okura laf yetiştirmek ?

aidiyet ? farkındalık ? eleştiriye kapalılık ?

‘aforizma’yı kötü bir yorum olarak algılayan yazar ?

‘aforizma kitabı’nın alt alta aforizma sıralanan bir kitap olduğunu düşünüyor olabilir mi? olabilir tabi !

okura üstten bakan ‘ne okudunuz merak ettim’ ‘bunlar da herhalde normal’ ifadeleri.

okurun yazdığı yorumun kendisine ve kitabına zarar vereceğine, dolayısıyla kötü niyet arayabileceğine inanan ‘yazar’ ?

bir sürü şeye sinirlenmiştim. üslubuna, olmaya çalıştığı ile olduğu arasındaki tutarsızlığa, hadsizliğe varan ifadelerine. dilimin ucuna kadar gelen ve geri yuttuğum bir sürü yorumdan sonra sadeleşebildiği ve sakinleşebildiği ölçüde bir cevap verdim. ona da ayrı bir atar geldi 🙂 herneyse! dediğim gibi vazgeçmiştim ama mavi orman ile karşılaştım.

kaç saat uluslar arası eğitmi olduğunu bilmiyorum ama asıl işi yoga eğitmenliği olan (en azından kitabı yazdığı dönemde öyle; defne suman’ı da önceden tanımıyordum ve araştırma gereği de duymadım) bir yazarın kitabı.

hayata dair mesaj verme kaygısında; yani format olarak ‘aforizma kitabı’ (ne demekse artık!) olmayan ama kendi ‘aforizma’larını bir hikayeye göme(bile)n bir metin.

kurgu yerine otobiyografik bir hikaye ki bir masal dünyası kur(ama)maktansa iyi bildiği şeyi samimiyetle anlatmak herşeyi değiştiriyor.

akıp giden bir dille, fark ettirmeden yoga ile ilgili teknik bilgi de öğreten bir kitap.

bu kitap bana gerçekten çok iyi geldi. hatta okuduğum günden beri sabah erken kalkıp sahilde yürüyüş yapıp kendime 2 saat ayırıyor ve güneşe selam veriyorum. iki kitap öyle peşpeşe denk geldi ki mavi orman’ı okurken diğer kitabı ve yazarını düşünmeden edemedim. ‘keşke bunu o da okusa ve ne demek istediğimi anlasa’ diye geçirdim içimden. sonra zaten okumuş olabileceğini düşündüm. okusa da benimle aynı şeyi mi alacaktı (ya da aldı) ki bu kitaptan? daha önce birisine karatay diyeti ile ilgili “ekrandaki iticiliği yüzünden ben kitabını okumuştum. argümanlar ve gerekçeler daha ikna edici. okumanızı tavsiye edebilirim.” yazmıştım yazsının altına. “okumadığımı nereden biliyorsunuz?” diye bir cevap gelmişti. o zaman hatamı anlamıştım. yazısında yazdığı bir sürü yanlış ifadenin doğrusu ve gerekçesi vardı kitapta; o yüzden okumuş olabileceğini düşünmemiştim. ama bir vegan olarak karatay’ın hayvansal gıda tavsiyeleri o kadar rahatsız etmişti ki kadını; objektif bir gözle okuyamamış demek ki. çünkü eleştirileri doğru argümanlar üzerine kurulu değildi.

ama buradaki esas mesele herkesin aynı metni aynı göz ve algı ile okumadığı. zaten bu sayede farklı perspektifler, okuma zevkleri ve zenginlikler ortaya çıkıyor. umarım hande hanım da bir gün bunun farkına varır. bunu duysa farkında olmadığımı nereden biliyorsun diye bir atar yerim yüzde kesin ! (bobo dili ve edebiyatına referanstır 😻 çünkü akademik deformasyon 🤓)

yazdığım yorumda kısa zamanda kurguya iyi yedirilmiş aforizma metinleri ile karşılaşmayı umut ettiğimi yazmıştım. aslında umudum yazarın kendisindendi fakat buna alıngan bir ifade ile ‘umarım aradığınızı bir yerlerde bulursunuz.’ cevabını vermiş.

neyse ki epey kısa zamanda mavi orman’da buldum; sağolsun çok içten dilemiş 😊

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s