bohemian rhapsody

kesinlikle ve kesinlikle sinemada izlenmesi gereken film!

arka pencere’nin bu ayki sayısında sinemada izlenecek film – izlenmeyecek film konusuna denk geldiğimde böyle bir ayrımım olmadığını düşünmüştüm. ben izlemek istediğim tüm filmleri sinemada izlediğimde daha çok etkileniyorum. olumlu da olsa fikrim olumsuz da; sinemada daha bir pekişiyor.

‘ama efektli film bu sinemada izlenir’ klişesini bırakalı epey oluyor. ‘efektsizse evde izlenir’ ise klişe bile olamayacak kadar birşey ifade etmiyor benim için. hatta artık efekt yapmadan ‘efektif’ olmak daha kıymetli. sesi açıp animasyonu gazlayan herkes efektli film yapıyor.

ama!

bohemian rhapsody evde izlenecek bir film değil!

yukarıdaki sözlerimden sonra fazla iddialı ama öyle! özellikle son 10 dakikası, live aid konseri sinemada görülmesi gereken bir sahne. izlerken hem duygulandığım için hem de böyle bir konseri izleme şansım olmayacağı için gözlerim doldu.

queen hayranı değilimdir; daha doğrusu değildim. ama bu, filmden sonra wembley canlı kaydını dinleyerek 5 km’yi kendi rekorumu kıracak hızda yürümeme engel olmadı. üstelik problemli dizimle. şu an ağrısı bacağımı delen dizimle :/ film sırasında da beni dürtüp duruyordu. azıcık bile abartmıyorum, konser sahnesinde gıdım ağrı yoktu. hatta şaşırıp gerçekten ağrımıyor mu diye bir dinledim kendimi. müzik iyileştirici onu biliyoruz da ekranda izlediğim bir konser gerçeğini izliyormuş gibi nasıl bu kadar heyecanlandırabildi beni?

filmle ilgili hiçbir şey okumadım, queen hakkında bilgim yok denecek kadar azdı. çıktığımda yerimde duramıyor olmamın sebebi tamamen filmdi yani. olumlu ya da olumsuz bir önyargım olmadığı için pür etki filmdendir diyebilirim.

sanırım film gösterimden kalkmadan birkaç defa daha gideceğim. bu kadar abarttığım film pek yoktur. sinematografiden filan anladığımdan değil; hayatta tutku ile yapmadığım, yapamadığım, yapmak istediğim herşeyle ilgili yaşadığım heyecan beni çok etkiledi ve onu diri tutmak istiyorum.

hikayenin trajik yanını görmek de bir alternatif tabi. her gün yaşadığımız küçük şeyleri bile trajedi haline getirebilen varlıklar olduğumuzu düşününce özellikle. aklımızın bile alamayacağı acılarla yaşayan insanları anlayamadan küçük dertlerden bile kocaman acılar yarattığımızı düşündüm. ‘olsun ama, şunu da tutkuyla yaptım’ diyemeden kendi trajedimde boğulmak istemediğime karar verdim.

wembley stadı’nın çatısı olmayabilir freddie; ama o gün göğü deldiğiniz gibi bugün hala ekranlardan birilerinin çatısını, göğünü delebiliyorsunuz 🙂

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s