kış uykusuna yatmıyorduk değil mi? :)

kış miskinliğini depresyona çeviriyor ya da onu depresyon sanıyoruz. sanki hiçbir işe yaramıyormuş, hiçbir şey yapmıyormuş gibi hissediyor insan. kış uykusuna yatmadığımıza göre yapacak birşeylerimiz var değil mi 😀
ben de son birkaç aydır kayda değer birşey yapmadığımı düşünürken geçen yıl yazdıklarıma bakınca fark ettim ki bu sezonu hep etkinliklere saldırarak geçiriyorum ve aslında epey kayda değer şeyler yapıyorum. seneye de aynı fikre kapıldığımda kendimi iyi hissetmek için onları buraya yazayım dedim. hiçbiri ile ilgili büyük laflar edecek birikimim olmadığı için kısa kısa bende bıraktıkları etkiden bahsedeceğim.
etkinlikten sayılır mı bilemiyorum ama yeni eve taşınamayınca yeni ev bana gelsin diyerek evi alt-üst ettim. eşyaların yeri, bazılarının rengi, bazılarının şekli değişti. bu da çok yorucu ama bayağı iyi gelen birşey oldu bana..
uyarca-v2
uyarca: tiyatro ve sinemaya gitmeden önce izleyeceğim şey hakkında birşey izlemeden ve okumadan gitmeye çalışıyorum. bazen sonradan okuduklarımı izlemeden önce bilsem daha iyi olurdu dediğim olsa da çoğunlukla izlemedigime memnun oluyorum önyargısız olmak açısından. uyarca ile ilgili sonradan okuduğum dürrenmatt’ın zamansız bir eser yazmış olduğu oyundan çıktığımda düşündüğüm ilk şeydi. bundan yüz sene sonra oynanıyor olursa muhtemelen pek birşey değişmeyecek oyunda. hayatımızda, özellikle politikada insan denen yaratıkta fizikselin dışında pek birşey değişmediğini düşünecek hep izleyici. ayrıca mesajlar oyuna çok iyi yedirilmiş, güzel sembolize edilmişti. oyundan sonraki birkça gün boyunca düşünmemi sağladı ve keşfetmemi sağladı. bazı yerlerde oyunculukla ilgili ‘çiğ’ hissettiren durumlar olsa da genel olarak oyunculuktan da çok etkilendim.
kizgin-damdaki-kedi-10798
kızgın damdaki kedi: oyun atölyesi’nin başka bir oyunu için bilet bakıp bulamayınca tesadüfen gördüğüm ve hiiiç incelemeden, anlık dürtü ile bilet aldığım oyun. ekranlardan iyi tanıdığımız oyuncular da seçimimde etkili olmuş olabilir fakat beklediğimin altında buldum oyunu. sezin akbaşoğulları’nın ciyaklamalarına rağmen uyuklamamak için kendimi zorladım bir ara. tiyatrodaki abartılı hareket ve tonlamaların antik yunan döneminde bir mecburiyet olarak başlayıp günümüze aktarıldığı ile ilgili birşeyler okumuştum ama bunun bir dozu olmalı sanki. oyunun özü ile ilgili çok şey kaçırmaya sebep oluyor bence.
arzu-tramvayi-8771
arzu tramvayı: tam bir işkence! çok uzun, gereğinden fazla uzun. ve damdaki kızgın kedi’deki gibi sürekli ciyaklayan zerrin tekindor.. sanattan anlamadığım için kusura bakmayın :/ ama sonuna kadar dayanması biraz zordu açıkçası.
39-basamak3-2996
39 basamak: 10 yıl önce kenter tiyatrosu’nda izlediğimiz, bunun için bir süre öğrenci harçlığı biriktirdiğimiz ve pek birşey hatırlamayacak kadar anlamamış ama izlerken çok eğlendiğimizi hatırladığımız oyun. zorlu psm’nin kötü salonuna rağmen çok severek ve yine eğlenerek, bu defa anlayarak ve hatta hayran kalarak izledik oyunu. o kadar da anlamıyor değilmişim sanattan di mi 🙂
damdaki-kemanci-9718
damdaki kemancı: müzikaller hakkında pek bilgim yok, izleyip de hiç sevmediğim müzikal de çok olmuştur. müzikli kısımların çok abartılmadığı, müziklerin de diyalogların da az ve etkili, oyunculukların da çok başarılı olduğu bir oyundu. ‘iyi ki!’ dediklerimden. çıkarken hepimizin yüzünde memnun ifadeler vardı.
Ai-Weiwei-1-560x390
ai wei wei: başta önyargılı yaklaşıp gitmeye hiç heveslenmediğim; gittikten sonra da önyargımdan utandığım, ve de çok etkilendiğim sergi. ai wei wei, malzemeyi (porselen) o kadar iyi kullanmış ve yaratıcı biçimlerde sunmuş ki porseleni çekirdeğinden tanıdığını hissediyorsun. ve tabi aktivist bir sanatçı olarak yaşadıkları, sansürlenmesi ve dünya gündemini malzemeye taşıma biçimi de çok etkileyici.
5a0d5b3761361f1024bb9564
füreya: dünyada tek başına olduğunu düşünerek sergi gezen seyircisi dışında çok beğendiğim ve etkilendiğim bir başka sergi. sanırım seramik ve porselene karşı sebebini bilmediğim bir önyargım varmış. çünkü bu sergiye de hiç hevesle gitmedim ama çok memnun ayrıldım kendisinden. haddim mi bilmiyorum ama bir parça da gururlandım 😃
171372992015-4c126-0de08-f38e4-1fa2g
birsen tezer: talihsizlikler serüvenimin önemli aktörlerinden oldu birsen tezer. kaçıncı konser kalkışmasının sonunda kadıköy sahne’de yakaladığım, fakat kadıköy sahne’nin saçma sapanlığı yüzünden hiçbir şey anlayamadığım konser. (bir diğer aktör de jülide özçelik 😔 umuyorum nisan’da dasdas’daki konseri makus talihimi tersine çevirir 😃 ) biletix’in pdf bilet uygulamasını tamamen anlamsız hale getiren, uyduruk bir kağıt vermek için bizi kapıda sıraya sokan, bu sebeple de konsere geciktiğimiz, kadının saçından başka birşey göremeyeceğimiz bir yerde dikilmek zorunda kaldığımız bir konser oldu. bir de tabi takipçilerinin konseri izlemeye bizden daha çok hakkı olduğunu düşünüp canlı instagram yayını yapan akıl yoksunu tipler sebebiyle de hiçbir şey anlayamadık. o yüzden bunu konserden saymıyorum. düzgün bir organizasyon ve mekanla yeniden buluşmak üzere birsen’cim 😃
Ben__Tonya_-_Afis
i, tonia: son 3 dakikasını sinemadaki elektrik kesintisi yüzünden izleyemedim ama sonuç değil süreç odaklı bir film olduğu için sorun etmedim; hatta hala izlemedim. gerçek bir hikaye olmasının ötesinde trajikomik ele alınışı ile filmi beğendim. topluma ait olmayan bir birey olarak ayrı, kadın olarak ayrı baskı görmenin iyi bir analizi olmuş bence.
HO00002792_636543084765971242_beni-adinla-cagir.png
call me by your name: yersiz uzun olduğunu düşündüğüm film. homofobik birisi değilim ama cinsellik ve özellikle lgbti konu eden kitap, film, vs. eserleri homofobik damgası yememek için abartı tepkilerle beğenmenin daha ayrımcı bir yaklaşım olduğunu düşünüyorum. filmden sıkılma sebebim fazla durgun ve uzun parçaların olmasıydı. konudan rahatsız olmadığım gibi görüntü ve müzikleri de çok beğendim. ama bu konuları normalleştireceksek pozitif yönde de uçlara taşımamak gerektiği düşüncesindeyim.
Mekanlar_ve_Yuzler
mekanlar ve yüzler: gözlere ziyafet! anlatılan işler ayrı yaratıcı, filmde kullanılan açılar, görüntüler ayrı güzel. agnes’in sevimliliği ve jr’in samimiyeti filmin sonuna doğru insanı yerine bağlıyor ama başta samimiyetsiz bir duygu yaratmıyor değil film. belgesel filmlerde kurgu parçalar çok net belli ediyor kendini ve gereksiz hissettiriyor.
3671879.jpg-c_215_290_x-f_jpg-q_x-xxyxx
suyun sesi: neden oscar aldığını kabak gibi anlayabildiğimiz ama bunların biraz yüzeysel kaldığı, görsel duyarlılığı hissedilebilen ama yine de ‘oh ya ne güzel omuş’ diyemediğim, bir tür rahatsızlık veren film.
banaaitbiryer-on
bana ait bir yer: vampir kitap dediklerimden. kanımı emdi resmen kitap! azmedip bitirdim ama son üç sayfasını bile bitirmek için üç gün bekledim desem? yazmak için kendine ormanda bir kulübe yapan birinin hikayesi diye motive edici bir kitap beklerken teknik detaylarla sıkıcı ve zaman zaman anlaşılmaz bir kitap buldum elimde. arada mimari kuram ve biyofili (!) ile ilgili parçalarda biraz keyiflendim ama bu konularda ön bilgim olmasa çok boğucu olurdu tahmin ediyorum, belki o zaman bitiremezdim bile. sinek sekiz yayını olduğu için bir hevesle başlayıp hüsranla bitirdim.
0000000718514-1
çocukluk adası: yeni knausgaard sezonumu açtım, hayırlı olsun. yine etrafa minimal minimal bakarım artık 😂
Sayı35_websitesi-711x470-1
socrates: yeni dergi keşfim 🙂 kendine düşünen spor dergisi demesi ve can yayınları’ndan çıkması bile başlı başına yeterli 😊 futbol çoğunlukta olsa da sporun her dalı var ve öyle  mekanik, teknik bir anlatım değil de daha insan ve hikaye odaklı bir yaklaşım. takibe alındı. 😉
ruhundoysunevi2_large_16_9_15154569052100716247
ruhundoysun instagram hesabı & web sitesi
ruhun doysun: heyecanlı bir dizi izler gibi tüm bölümleri arka arkaya izlediğim ve görüntüleriyle, çekimleriyle, konukları ve sohbetleriyle gerçekten ruhumu doyuran program. en önemli etkeni mehmet gürs ile ilgili kısım aşağıda. ormanın ortasında minimal ve ‘iskandinav tarzı’ tasarlanmış konteyner ev ise ayrı bir motivasyon kaynağı. yemek tarifi değil, gıdanın sürdürülebilirliği ile ilgili bir program. ama güzel de yiyorlar o ayrı 😀
22157878_119880322028731_8602924484363550720_n
ruhundoysun instagram hesabı & web sitesi
mehmet gürs: yıllar önce ntvmsnbc web sitesinde çalışma odam diye bir dosya hazırlanırdı. yekta kopan’ın çalışma odasından çok etkilenmiştim. bir de mehmet gürs’ün tarzından, yaklaşımından ve çalışma odam dediği ve tarifleri denedikleri, toplantılar yaptıkları, kitap ve dergilerle dolu fazla modern bir mutfak arkası ofisinden. fakat ne görüntüsü ne de ismi aklımda kalmış adamın; sadece numnum’ın sahibi olarak hatırlıyordum. ruhun doysun’un bütün bölümlerini izledikten sonra mehmet gürs ile ilgili ufak bir google search ile ikisinin aynı kişi olduğunu gördüğümde ‘aman tanrım, bu ne tutarlılık!’ dedim kendi kendime 😃 kendi düşüncelerimin bir yansımasını gördüğüm için ve yepyeni şeyler öğrendiğim için kendisine acayip saygı duyuyorum. biyolojik yaşını görüntüsünde de, tavrında da, açık fikirlerinde de çaktırmamasına duyduğum saygı bambaşka 😎
maxresdefault
chef’s table: netflix üyeliği ve ruhun doysun’dan sonra gaza gelişimle hayatıma giren belgesel serisi. alışageldik yemek fikirlerini kırmaya birebir. çok etkileniyorum ama daha 1. sezonu bile bitirmediğim için çok yorum yapmayacağım. zaten bu son 3 madde için şurada da birşeyler yazdım.
epey dolu dolu bir kış bitirmişim. oh yaaa!! aferin bana 😀
Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

w

Connecting to %s