terapi yerine yemek; hem yemek, hem pişirmek..

The-Art-and-Science-of-Cooking-feeldesain-06
lisenin son günlerine kadar ocağı yakmaktan korkan, kendine yemek ısıtamayan biriydim. hayatımın sınavına hazırlanayım diye bunları benim yerime düşünen, hazırlayan, pişiren, planlayan ve temizleyen biri vardı zaten: annem. bugünden geriye bakınca inanılmaz zor bir ‘görev’ yüklemişiz üzerine. bir kısmı için hobi, başka bir kısmı için terapi, hatta son dönemlerde yükselen bir trend olan yemek pişirmeyi ona bir ‘görev’ olarak -üstelik de en zorundan- yüklemiş ve işkence haline getirmişiz. benim, ablamın ve babamın ne yiyip ne yemediğini, kimin sağlığına neyin iyi-kötü geleceğini, bir hafta içinde aynı yiyeceğin yemeğini ve arka arkaya aynı türden yemeği yapmamak üzere üstelik de çok seçici üç kişiye göre bu planlamayı yaparak yemek yapmak! yazıya dökünce zihin çalıştıran bulmaca; adeta ales sorusu gibi görünüyor! bir kadının her sabah bu bulmacayı çözüp öğleye kadar bu soruya yenilebilir bir cevap vermesi hatta öğlen okulda yediğimiz için ayrı, akşam evde yediğimiz için ayrı olarak bunu yapması; buradan bakınca bana imkansız görünen, anneminse yıllardır yaptığı ve bu sebeple yemek yapmayı artık çekemediği bir yük olarak görmesine sebep olan bir ‘görev’.
annemin mutfağından ilk uzaklaşmam üniversite öğrenciliğime denk gelir. kaldığım yurtta değil yemek pişirmek, ısıtıcıda su ısıtmak bile yasak olduğundan mutfak görmek benim için nadir hale gelmişti. arkadaş evlerinde çay bile demleyemediğimden alay konusu olmuşluğum da çoktur 😀
yine de mutfak hevesimin işaretleri vardı çocukluğumda. okula gitmediğim ya da ödev yapmadığım zamanlarda anneme mutfakta yardım ederdim. çünkü onu hapsettiğimiz mutfakta uzuun vakitler geçiriyordu ve onunla en verimli zamanı orada geçirebilirdim. ocak yakmak gibi ‘tehlikeli’ işlere girişmesem de soyma, doğrama, karıştırma gibi işlerde boyum ve gücüm yettiğince yardım ederdim. hala en keyif aldığım kısmı yemeğin hazırlık kısmıdır sanırım bu sebepten. pişirme kısmı kendime en güvenmediğim ve çoğunlukla da başarısız olduğum kısım 😀
kendi evim olunca mutfak için alışveriş yapmaktan, istediğim şeyi seçmekten, listeler yapmaktan keyif aldığımı fark ettim. anneme sınır olan alan benim için bir özgürlük alanı olmuştu. ve benim için çok tatmin edici birşeydi. ama bilgim çok sınırlıydı. telefonda annemden tarifler alıp başarısız denemeler yapıyordum. tabi ki asla asla anneminki gibi olmuyordu. ve hevesim kırılıyor; bir süre mutfaktan uzak duruyor, yemeksepeti’ne abone oluyordum. sonra bir yerlerden birşeyler çıkıyor karşıma, hevesimi tazeliyordu. aslında hep oraya gitmeye bir bahane arıyordum; şimdi onu fark ediyorum.
kitap-1-1024x1024
refika’nın mutfağı ile ilk karşılaşmamda geleneksel yemeklerle modern teknik ve dokunuşları bir araya getirme fikrinden çok etkilenmiş; tarifleri denemek üzere mutfağa girmiştim. gaza gelip domestik mutfak eşyalarımı bir tık daha profesyonele taşımaya başlamıştım. sonra jamie oliver ile karşılaştım -ekranda tabi ki haha 😃-. refika’nın bir parça jamie taklidi olduğunu fark ettiğimde önce biraz hayal kırıklığı yaşar gibi olduysam da bunu bizim geleneklerimize uyarlayan ve buralarda bu farkındalığı yaratan birilerine ihtiyaç olduğunu ve bunu refika’nın yaptığını düşünüp daha da takdir etmiştim. fakat acemilik ve güzel sonuca hızlı ulaşma isteğim mutfakla ilişkimi ‘gel-gitli’ bir hale getiriyordu. bir de denediklerimi kime tattırdığıma dikkat etmem gerektiğini anlamıştım. doğru geribildirimler alamayınca kırık hevesle mutfaktan çıkmak yaptığım en büyük hatalardandı. kendim için yaptığım yemeklerde daha cesur olmam ve daha çok eğlenmem bundan sanırım. yeterince denemediğim bir yeniliği bir başkasına tattıramıyorum artık.
Jamie-Oliver-1
benim evim televizyonun sürekli açık olduğu evlerden değildir. ya nokta atışı izleyeceğim program için açarım; ya da belli kanallara ne var diye bir göz atar, ilgimi çeken birşey yoksa kapatırım. fakat aralıksız 24kitchen’ın açık olduğu bir dönem gördü televizyonum. hatta o kanal için ekstra para ödediğim tarifeye geçmiştim. masterchef bölümlerini ezberler olmuştum. jamie ile akrabaydık. maksut aşkar, gabriele sponza, anthony bourdain, donna hay, rudolph, lorraine, tom aikens programlarını tekrarlarıyla izlemekten gına gelmişti. izliyor ama pek de yeni yemekler yapmıyordum. bir süre sonra yine ilgimi kaybettim. bir yandan yemek kitapları -mutlaka resimli olanlarından- alıyor, onlara bakmaktan acayip keyif alıyor, tarifleri dijital bir arşive dönüştürüyor ama mutfağa girmiyordum. fakat okuduklarımda, izlediklerimde, sohbetlerimde konu yemeğe geldiğinde nereden öğrendiğimi bilemediğim, ama benden çok daha fazla yemek-tatlı yapan arkadaşlarımın bilmediği bazı şeyler ve teknikler bildiğimi fark ettim. yine ‘maruz kalarak’ öğrenmiştim bazı şeyleri. en sevdiğim öğrenme biçimi!! zorlamadan kendiliğinden oluşmuş bir tür refleks gibi.
sağlıklı yaşama geçme kararım o kitaplardaki ve programlardaki yemeklerin çoğunu hayatımın dışında tutmam gerektiğini söylüyordu. sağlıklı yemekler ‘uydurma’ fikri beni çok heyecanlandırıyor ama yeterli cesareti sağlamıyordu. pazara gitmekten çok keyif alıyor; o rengarenk ve mis kokulu manzaradan elim kolum poşetlerle çıkmaktan kendimi alamıyordum. sonra da onları ziyan edip çöpe atmaktan acayip utanıyor ve üzülüyordum. ziyan etmemek için haşlayıp buzluğa doldurmak pratik olmasının yanında çok yorucu ve sonrasında ciddi temizlik gerektiren birşey olmaya başlamıştı. özgürlük alanım anneminki gibi bir hapse dönüşmeye başlamıştı.
22157878_119880322028731_8602924484363550720_n
ruhundoysun instagram hesabı & web sitesi
ruhundoysunevi2_large_16_9_15154569052100716247
yine mutfaktan uzaklaştığım bir dönemde refika-jamie benzeri bir keşifle ilgim yeniden canlandı. mehmet gürs’ün ruhun doysun programını youtube kanalından sezonluk dizi bitirir gibi arka arkaya izledim. gıdanın sürdürülebilirliği ve sağlıklı yaşam ile ilgili düşüncelerime paralellik buldum çokça; ruhun doysun evini her gördüğümde doğanın içinde bir başıma yaşama hayallerime biraz daha motive oldum; konteyner ev fikrinden çok etkilendim ve çekimler, manzaralar ve müzikleriyle ne de güzel bir yapım olmuş dedim. ‘ne güzel! bizde de böyle şeyler yapılıyor’ derken netflix üyeliği ile chef’s table serisine takıldım bu ara ve mehmet gürs’ün de bu serilerden etkilenerek böyle bir program yaptığına inanıyorum. ama bu defa hayalkırıklığı yaşamadım hiç. daha da mutlu olmuş ve gurur duymuş olabilirim😃
Chefs-Table-Crenn-Netflix
artık yemek tarifi değil, yemek hikayesi -hatta ‘gıda’ hikayesi demek daha doğru olur-dinlemek hoşuma gider oldu. şeflerin başarı öykülerinden, yaratıcı fikirlerinden, yemeğe ve gıdaya saygı duyma biçimlerinin farklılığından çok etkileniyorum. etkilenip de artizan yemekler mi yapıyorum? hayır! ama mutfakta zaman geçirme konusunda daha hevesli ve denemelerimde daha cesurum. ve bu kış depresyonu için çok iyi bir terapi.
yemek yemenin verdiği mutluluğun ve yemek yapmanın terapi etkisinin sadece kültürel etkilerden olmadığını düşünüyorum. kendimizi beslemenin genetik ve evrimsel faydaları ile ‘mutfak’tan alınan hazzın çok ilişkili olduğunu düşünüyorum. kendini besleyebilir olma becerisi homo sapiense özgüven aşılıyor olabilir ve bunun damakta haz bırakması bu beceriyi geliştirmeye motivasyon oluşturuyor olabilir. 😀neden olmasın?
evde yoğurt mayalamak, sirke ve turşu kurmak, salça yapmak gibi hammaddeden birşeyler ortaya koyabildiğimiz ve onlarla kendimizi besleyebildiğimiz hareketler hayatta kalmak için çok önemli bir beceri hatta en önemlilerinden ne de olsa. o yüzden de yüzyıllar önce keşfedilmiş bu şeyleri bugün yeni keşfetmiş gibi trend haline getiriyoruz. ihtiyaç duyduğumuzu arzulanabilir kılmak! arzuyu yaratmak için de kültürel veya genetik veya başka türlü hareketlere başvurmak.. şeflerin tabaklarındaki estetik değer gibi mesela. evde yediğimiz yemeğin gelişigüzelliği bazen sıcaklık veren birşey; bazen de dışarıda yediğimiz yemeklere özenti oluşturan. artık gözümüzü beslemeye vakit ayırmak lüks geliyor çünkü. oysa kaybettiğimiz çok daha değerli olanlara kıyasla daha önemsiz bir vakit kaybı olarak değerlendirilebilir.
bir yandan ihtiyaç olduğuna inandığımız arzularımızı şımarıkça beslerken, gerçekten ihtiyaç duyduğumuz kısmına nasıl bir duyarlılık geliştiriyoruz? bu aralar kafa meşguliyetim hep bunun üzerine. mühendise değil, yetiştiriciye ihtiyaç duyan ve sadece hayvanların değil bütün canlıların devamlılığı ve sağlığına duyarlı bir beslenmeye yani o ‘kadim’ saygıya nasıl ulaşabileceğimizi sorguluyorum. her görüş, bilimsel alan, pratik yaklaşım buna farklı yaklaşımlar ortaya koyuyor. şefler başka birşey diyor, gelenekler başka, tıp doktorları başka, ziraatçiler başka. aslında hangi alandan kime sorsanız herkesin kendince bir uzman görüşü var gıda konusunda.
bugün artık etrafımızdaki herşeye bir deney malzemesi gözüyle bakma potansiyelindeyiz. dozu kaçmadığı sürece bu merak güzel keşiflere olanak verebilir. gıdanın da bugüne kadar bakmadığımız yönlerini; dokusunu, davranışını, kimyasını, tepkisini araştırmak sadece damağımızda değil; ruhumuzda, bedenimizde ve psikolojimizde birşeyleri keşfetmeye sebep olabiliyor. bende oldu yani.
şimdi gidip yenilik patlaması bir yemek ve tabak tasarlamayacağım veya kendi restoranını açacak bir şef olma hayallerinde değilim ama neden kendi mutfağımın özgün şefi olmayayım ki? neden kendimi şımartmayayım yemeklerimle? neden kendimce bir duyarlılık geliştirmeyeyim gıdaya, israfa, canlılara ve doğaya? neden başkalarının yaptığına ve birilerinin trend dediği tadlara mahkum olayım? zaman zaman başka tadları denerken dışarıda; gerçekten değerli olan girişimlere destek vermiş olmayayım? endüstriyel gıdayı besleyen ve ondan beslenen çöp yemekleri silmenin etkili bir yolu bu olabilirmiş gibi geliyor bana.
yiyecek birşeyler hazırlayıp gıda(!) programlarının karşısına geçmek de ayrı bir keyifli, tavsiye edilir. hatta bu yazıyı yazarken arka planda chef’s table içinde kullanılan müzikler çalıyordu; yemek yaparken de motivasyon sağlar 😉 spotify listesi:
Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

w

Connecting to %s