before sunrise, sunset, midnight…

okuyacak bunca kitap, izleyecek onca film ve dizi varken, ‘ya bunlara yetecek zamanım olmazsa’ korkusu bana bir tür yaşlanma korkusu gibi gelirken; izlediğim bir -hatta üç- filmi defalarca izlemek vakit kaybı gibi değil de ‘zaman zaman açıp tekrar izlemeliyim’ duygusu uyandırıyorsa orada gizli birşeyler vardır keşfedilmesi gereken.
before sunrise’ı yıllar önce izlediğimde, sunset’in dvd’sini bulup hazine bulmuş gibi sevindiğimde, sunset’i izlediğimde, midnight’ın hakkını sinemada veremediğim için üzüldüğümde, hatta bunun için hala içim sızlar gibi olduğunda, her birini her izlediğim seferde ve şu an klavye başında heyecanlandığımda hayatımda olanlar o kadar birbirinden farklı görünüyor ki. ama hissettiğim hep aynı duygu. ‘işte tam da bu!’ dedirten, kafamın içindeki sesi susturan bir kalp sesi duymak. benim için bir tür terapi yani. hem de filmkolik olmayan; -ne filmkolik!!- iyi bir izleyici bile olmayan ben için..
bu filmlerin sadeliğinde çok çekici bir gerçeklik var. mıknatıs gibi. her seferinde çözmeye çalışıyorum ve hepsinde de bir ‘a-ha!’ anım var fakat bir sonraki seferde de aynı soruyu kendime soracağımı ve yeni bir ‘a-ha!’ olacağını biliyorum artık. filmlerin bitiş yazısını gördüğümde suratımda yersiz (yerini nasıl bulacağını bilemeyen anlamında) bir sırıtma kalıyor. ve bu beni inanılmaz mutlu ediyor.
hayatıma giren, hayatımda olan, hayatımdan çıkan adamlar ve onlarla ilgili düşündüklerimi her seferinde o iki oyuncunun diyaloglarında bulmak sadece benim için mi epik bilemiyorum. ama her seferinde yakalanıyorum o büyülenmeye.
yine de sunset ayrı bir yerde benim için. belki bundan bir on sene sonra da midnight için bunu düşünürüm bilemiyorum. tıpkı oyuncuların gerçek zamanlı büyüme/yaşlanmaları gibi izleyici olarak ben de büyüyor/yaşlanıyorum her izlediğimde. sunrise’ı izlediğimde yaşadığım heyecanı şu ara sunset için yaşıyorum. midnight’a da yaklaşıyor olabilirim neden olmasın? 😃
bu seferki ‘a-ha!’ ise şu: kafamdakileri bir celine’in bir jesse’nin ağzından duymak, kendimi bir an bir kadında bir an bir erkeğin sözlerinde bulmak önce şaşırtıcı gelse de bu diyalogların aslında bir monolog olduğunu; bunları yazanın kafasının içindekiler olduğunu fark ediyorum. aslında benim düşündüklerim ve hissettiklerim de kafamın içindeki monologların bölümleri. yani ‘diğeri’ diye birşey yok aslında. kafamda yarattığımla karşımda duranın arasında bu kadar farklılık ve mesafe olması da aynı sebepten kaçınılmaz değil mi? ve aslında iki insanın herhangi bir sebeple bir araya gelebilmesinin çok basit bir matematiği var. ama matematiğin hep zor zannedilip uzak durulan bir alan olması gibi o basitliğe ulaşamıyoruz hiç.

yine kafamın içinde kaybolmadan buraya dökeyim dedim içimi. artık gideyim 🙂

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

w

Connecting to %s