tamamen yabancı birinin seni içeriden bilmesi?

bir hafta önce şunları yazmıştım:

yıl sonu, yıl başı yazısı yazmak gelmedi içimden bu sene. listeler yapmadığım, kararlar almadığım içindir belki. 2017 hayatımda ciddi değişiklikler yapacak kararlarımı son dakika iptal etmemle geçti. yoğun koşturmacalı bir senenin ardından somut olarak elimde hiçbir şey yokken içimde koskoca bir aydınlanma oldu. gelecek planları ve ‘olması gerek’ler arasında nasıl hapsolup bunaldığımı ve bunlara sadece ‘hayır’ diyerek kendimi kurtarabileceğimi fark ettim. resmen öğrenilmiş çaresizlik içinde tükenip duruyormuşum.
bir yandan da içimden sürekli yazmak geliyor ama ne yazacağımı bilemiyorum. kitaplar okuyorum, filmler izliyorum, büyük kararlar verip kendimce aydınlanmalar yaşıyorum, etrafımda olan bitene kızıyorum, üzülüyorum, seviniyorum ama kendimi kalvyenin başına oturtup derli toplu birşeyler çıkaramıyorum ortaya.

bugünse şöyle birşey oldu:

günlerdir beni yiyip bitiren yazmak isteyip yazamamak durumumla ilgili yazıyorum şu an. bir söyleşiden çıktım, direnerek gittiğim bir söyleşiden ve bir düğüm çözüldü içimde.
iki gün önce instagram’da gergedan kitabevi’nin paylaşımı ile öğrendim bu söyleşiyi. kim olduğunu bilmiyordum açıkçası. dolunay soysert moderatörlük yapacakmış; ‘hmm bu ilginç olabilir gerçekten!’ dedim. sonra ‘nasıl ayıp ediyorum yazara’ diye geçirdim aklımdan. sonra da ’tanımadığın bir yazarla tanışmak için ne de güzel bir sebep aslında’ dedim. (tanıdıklık 5374: söyleşide kitabı okumuş olan sadece 2 kişi olduğu ortaya çıktığında da aslında tam da bu yüzden toplanmış olabilir miyiz? demek istedim mesela) rezervasyon gerekiyor diye paylaşımı ‘bookmark’ladım; ‘o gün gidebilecek olursam ararım’ dedim. sonra unuttum.
sonra söyleşi günü geldi. elim yanlışlıkla ‘bookmark’lananlara değdi.!! ‘aaa’ dedim, ‘tam da oralarda işim vardı’. arayıp rezervasyon yaptırdım.
sonra gittim işimi halletmeye. çok canım sıkıldı. erken bıraktım işi. iki buçuk saat oyalanmam gerekiyordu ve ne yapacaktım? sırf oyalanayım diye, bir söyleşi için alışveriş yapıp kredi kartımı mı zorlayacaktım? yemek yemeye kalksam her yer acayip kalabalık olacaktı ve ben tek başıma oturup 4 kişilik bir masa işgal edeceğim için suçluluk duyacağımdan iki buçuk saat oyalanamayıp hıphızlı yiyip kalkacaktım mekandan. eve doğru yürümeye başladım. yani gergedan’a ters yönde. sonra sahile döndüm; sonra o beni yolumdan döndürdü birden. ‘madem bu motivasyonla çıktın bugün evden, gideceksin!’ dedim. hızlı hızlı yürüdüm pusetli ailelerin (!) arasından (tanıdıklık 8794: gerçekten de caddenin bu durumunu yazarın da dediği gibi düşünerek) yürüdüm.
gergedan benim çok sevdiğim kitabevlerinden birisi. sahiplerini de çok sıcak buluyorum. içeri girdim; tabi ki söyleşisi olan yazarın iki kitabı kasa önünde duruyordu. ‘sırf söyleşisine geldim diye kitaplarını almayacağım, belki söyleşiden etkilenirsem olabilir’ deyip ilgi alanıma yakın bir kitap bulup onu almaya karar verdim. kasaya geldiğimde ise ‘sen bu yazarla tanışacaktın hani?’ deyip öykü kitabını aldım elime. ‘beğenirsem’ dedim ‘roman olanı da alırım’. sonra kendimi üç kitap alırken buldum. en son baktığımda romanın da parasını ödüyordum.
içeri girdim. dolunay soysert güzelliği ve gülüşüyle odayı dolduruyordu. ne güzel!
sonra yazarın kitaplarına göz gezdiriyor gibi yaptım. sonra yazar geldi: bâlâ atabek.
hani böyle çok enerjik, arada konuşmalarına oynadığı karakterlerin ağzından konuşmalar sıkıştıran, hoppur fıkkır oyuncular vardır ya onlardan. ‘iyi’ dedim ‘eğlenceli bir sohbet olacak’. sonra olanlar oldu.
nasıl yazamaya başladığını sordu dolunay hanım. ‘hep yazardım da bir kenarda dururdu’ dedi. ‘kendi kendime’ dedi. ‘içime içime konuşmayayım dedim’ dedi. ‘başkalarına yazmak saçma gelirdi’ dedi. ‘yükümü atmak’ dedi. ki ben bunları kendi cümlelerim sanırdım. ‘günlük tutmak’ dedi, ‘çok saçma gelirdi’ dedi. ben de hep yazmayı bu kadar sevip günlüğü nasıl sevmem diye sorup dururdum kendime. bir an söyleşiden çıkıp da iç sesimle mi konuşuyorum acaba diye düşündüm. (tanıdıklık: 9836)
sonra ara verdi. o arada kitabın önsözünü okumaya başladım. ‘nasıl yaaa? daha dün ben bunları düşünmüyor muydum?’ dedim. sonra bunu onunla paylaşmak istedim. ben buraya böyle böyle, direne direne geldim ama acayip büyülü birşey yaşıyorum şu anda’ demek istedim. sonra yine direnerek dedim ki kendime ‘soru soracağım diyerek söyleşi sonunda egosunu tatmin edercesine ben! ben! ben! diyenlerden olmayacağım’ dedim. sonuna da ‘siz bana bunları yaşattınız; sizin de böyle şeyler yaşamanıza sebep olan birileri oldu mu?’ ekleyecektim. işte o zaman da ‘egomu tatmin ettim, ama bunun bir soru olması gerekiyordu değil mi? o zaman al sana soru’ demiş gibi olacaktı. direndim; sormadım. sonra ‘biyografi’ dedi. ‘çok severim’ dedi. ‘başkalarının hayatları’ dedi. ‘yaa ne diyosunnn!!’ diyecektim. ‘soramadığım sorulara cevap veriyorsun’. ‘ben gibi konuşuyorsun’.
kitaptaki karakterden bahsetti, cesaretten, eylemsizlikten, ten, ten, ten.. benim buraya gelmem için bir sebep vardı. şu an bana bunları motor gibi yazdıracak birşeye ihtiyacım vardı. tıpkı onun kitabı 4-5 ayda yazması gibi. ‘bir sabah kalktım ve yazmaya başladım’ dedi. o duygu da bana çok tanıdıktı. hiç ‘atıyor yeaa!!’ demedim yani. (tanıdıklık 13547) bu arada bunları ona söyleyip söylememeyi geçiriyordum aklımdan. diğer insanların benim bu kişisel maceramı dinleme zorunlulukları yoktu hiç. o yüzden kitap imzalama zımzımı(!) yaparlarsa en sona kalıp bunları ona anlatacaktım. evet yani. hiç yapmadığım ve neden yapıldığını hiç anlamadığım kitap imzalatma zımzımını da direne direne yapacaktım. ve yaptım da. sonra söyledim de. her zamanki gibi kendimi doğru ifade edemeyerek. saçma sapan şeyler söyledim galiba. iyi birşey söylediğimi sanarak hakaret eder gibi bile konuşmuş olabilirim. ‘bu eğlenceli sohbeti gözlerim dolarak izledim diyemedim. çünkü içimde acayip bir yerlere dokundunuz! çocukluk hayalim olan kitap yazmakla ilgili bir yerlere bastınız.’ diyemedim.
bu geceyi kitabı okuyup bitirerek geçirmeye karar vererek oradan çıktım ve bir kafeye resmen çökerek bunları yazdım. bunları gerçekten bilmesi lazım diyerek, birinin hayatına gerçekten nasıl güzel dokunabildiğini bilmesi lazım diyerek ona gönderdim..

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

w

Connecting to %s