karaköy’den sarıyer’e; sahil hattında bir cumartesi…

uzun vadeli programların insanı değilim pek. anlık tepkilerle yaptığım programlardan hep keyif almışımdır fakat çok önceden belirlenen buluşmalar, planlar bende stres yaratır. gittikten sonra ‘iyi ki gelmişim’ derim ama gidene kadar gitmemek için elli bin tür bahane ararım. o yüzden bu cumartesim cuma günkü spontane gelişen program sayesinde çok keyifli geçti.

DSC_0020_10

sezen’in bu yazısını okurken borusan contemporary (perili köşk)’e gitmek iyi bir fikir olabilir diyerek  telefona sarıldım. bu bahane ile bir senedir bekleyen sarıyer’e nostaljik çağrışım gezimizi de gerçekleştirebilecektik ezgi ile. internet üzerinden ön araştırma konusunda ne kadar çağ dışı kaldığımı yeniköy kahvesi’nin özlediğimiz terasında da konuştuk zaten; ne sergi varmış, nasıl gidilirmiş hiç bakmadım bile. neyse ki ezgi bu konuda epey iyi. iki serginin açılışı sebebiyle borusan’ın 16 ve 17 eylül tarihlerinde karaköy’den perili köşk’e ücretsiz tekne ile ulaşım sağladığını öğrendi de güzel bir boğaz turu ile gittik rumeli hisarı’na. hatta bu şekilde giden sergi ziyaretçilerine giriş de ücretsizdi. ‘planlasak bu kadar denk gelmez’ denilecek türden bir zamanlama; o yüzden spontane programlar hep mutlu ediyor!

DSC_0021

sergiler konu bakımından tam benlikti. küratörlüğünü dr. necmi sönmez’in yaptığı “ağaç, gölge, deniz, ay” sergisi ile sanatçı diana thater’in “kaçak dünya” isimli sergisi doğal yaşam, canlılık ve kaçak avcılık sebebiyle türleri tehlike altında olan hayvanlara vurgu yapan çalışmalar içeriyor. içlerinde etkilendiğim işler oldu tabi ki ama sanatçıların yüklediği her anlam, benim algımda yerini bulamıyor sanırım.

dsc_0064.jpg

dsc_0069_5.jpg

diana thater’in eserlerini anlattığı ve soruları yanıtladığı turuna da katıldık. sanatçıdan işlerinin özelliklerini dinlemek olumlu olsa da tüm açıklamalarına yeterince ikna olamadık. ortalama bir sanat izleyicisi olmak ve bu işi tam anlamıyla kavrayamama hissi bende rahatsızlık değil de olması gereken bir duyguymuş gibi bir his yaratıyor. bu kadar kişisel yorumların herkes tarafından aynı şekilde algılanması gerekmiyor sanırım ‘doğası gereği’?

DSC_0024_10

DSC_0056_7

diğer yandan neredeyse tüm ofisleri muhteşem bir manzara gören, hafta içi ofis, hafta sonu müze olan borusan ofisleri ve terası sergi olmasa da gidip görülebilir cinsten. terasa, hatta kulenin olduğu kata çıkıp manzaranın keyfini çıkarmak mümkün. hatta bu manzaraya bakan bir cafe de var ama bizim gönlümüz yeniköy kahvesi’ni bu mekan ile aldatmaya razı gelmedi 🙂

dsc_0072.jpg

kapısında ” bayan ‘kadın’ ” yazan tuvaletin aynasından: #sevgidildebaşlar

DSC_0054

dsc_0039_8.jpg

sergileri gezmek yorgun ve uykusuz bir haftanın sonunda katmerli yorgunluk yaratsa da, karaköy’e geri dönen teknenin boğaz turu vaadi çok cezbedici de olsa; yeniköy-sarıyer arası, yurtta kaldığımız günleri yad etme yürüyüşünden vazgeçiremedi bizi. önce yeniköy kahvesi’nde hem midemizi hem de enerji-motivasyon ünitemizi doldurup sahilden yürümeye başladık. ‘orada şunu görmüştük’, ‘burada fotoğrafımız vardı’, ‘şuradan dergi alırdık’, ‘odada senin gazeteni senden önce okuyor diye gıcık olduğun bir kız vardı’ lar dökülünce ortaya 9 kilometrelik yürüyüş gerçek anlamda anıları canlandırdığımız, son 10 yılı değerlendirdiğimiz bir nostalji turu oldu.

DSC_0043

özlediğim sarıyer kalmamış ortada zaten. sahil tarafında yürüyüş yolu genişletilmiş ama bu daha fazla balıkçının daha da sorumsuz şekilde olta atmasına ve seyyar çaycıların plastik taburelerle her yeri işgal etmesine yaramış sadece. diğer tarafta da inanılmaz yapay bir dünya, ‘lüks görünen ne varsa üst üste yapıştıralım’ havasında restoranlar.. gün batımından ve boğazın mavisi, yeşilinden başka sığınacak birşey kalmamış bu sahil hattında. bir de işte anılarımız.

DSC_0059_7

son on senede bir sürü şey değişmiş ama aslında hiçbir şey tam anlamıyla değişmemiş. on yıl önce ‘kendini on yıl sonra nerede görüyorsun?’ sorusuna verdiğim bir cevap vardıysa o cevabın içinde yaşamadığım kesin. bir plaza insanı olmamışım mesela, çok paralar kazanmıyorum, evim-arabam yok, çok çalışmanın ‘çok başarı’ anlamına geldiğine inanmıyorum artık.

ama değer verdiğim şeylerde pek bir değişiklik yok. çevremdeki insanlar artmış, azalmış, değişmiş, bazıları sabit kalmış ama arkadaşlıkta, ilişkilerde aradıklarım değişmemiş. denizi, ağacı, gökyüzünü görünce bu olumsuz çağrışımlara sebep olan insanlıktan bir an olsun kopabiliyorum hala. her hafta sonu neyden olduğunu bilmeden birşeylerden kaçarcasına koştuğum o sahil yolu, o sıralar kafamda döndürüp durduğum soruları hatırlattı bana. hala gelecek kaygısı, hala kalbini sorgulama, hala kendini sorgulama turlarında kafam. yani aslında olaylar olup duruyor da içeride pek bir değişiklik olmuyor gibi.

on sene.. söylerken kolay ama düşününce hayatın önemli bir kısmı; hele de 20’li yaşları içine alıyorsa epey önemli. o yaşları nasıl değerlendirdiğini veya nelere feda ettiğini düşünmek için de yürümek; hem de on yıl önce aynı yolda beraber yürüdüğün biriyle; çok anlamlı. neredeyse aynı kaygılarla ve aynı tavırlarla. sadece biraz daha ‘büyümüş’ olarak.

Advertisements

One comment

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s