sapiens ve aşık bir adam…

 

okumadıklarımın okuduklarıma sayıca -katlayarak- üstün geldiği bir kitaplığım var. zaman zaman benim de dahil olduğum bir grup insan olarak bu kadar kitabı okuyamadığım halde neden aldığımı sorguluyoruz. sanırım bu noktada bir sonuca vardım. kendimi mutlu hissettiğim bir dünya bulmuşum ve o dünyada kendime bir barınak inşa ediyorum o kitaplığın içinde. o bir özgürlük alanı ve kitaplar çoğaldıkça bu alan da genişliyor. çünkü seçme özgürlüğüm artıyor, dünyalar çeşitleniyor. kafamın götürdüğü konuya dalma özgürlüğü tanıyor bana. artık ‘bunları okumaya zamanım yetecek mi?’ baskısından da etkilenmiyorum; okunmadıkları zamanlarda da önemli görevleri var onların.

mesela onlarla yeterli vakti geçirdiğimde alışık olduğumun dışında bir iletişim kurmaya başladığımıza inanıyorum. biz konuşmayı ağzımızla yaptığımız için ağzı olmayanın konuşmadığına inanıyoruz ya; aslında yeterince net ve doğrudan bir kafa ile yaklaştığımızda herşeyin bizimle konuşabildiğine ikna oldum. bu sözlerin akıl hastanesine bilet sayılabileceğinin, daha iyi ihtimalle alay konusu olma sebebi olabileceğinin farkında olacak kadar aklım başımda. aynı cümle içinde üç kere arka arkaya “olmak” fiilini kullanıp düzeltmeyecek kadar da aklım başımda 😀

sanırım artık ne okuyacağıma ben karar vermiyorum da onlar ‘şimdi zamanım geldi, beni oku’ diyorlar. bir gün birisi bana ‘bir kitap okuyorum aklıma hep sen geliyorsun’ diyor; bir bakıyorum almışım çoktan ama okumamışım henüz. sonra bir başkası heyecanla arayıp ‘tam senlik bir kitap var’ diyor. sonra bir başkası daha… bu kadar ısrardan sıkılıp okumuyorum, bir de kitap popüler olmuş, herkesin elinde görmeye başlıyorum. ‘beklentiler bu kadar yüksekken bu kitabı hakkıyla okuyamacağım’ deyip bir kenarda bırakıyorum. sonra kitabın devamı çıkıyor; alıyorum. biliyorum ki öncekiyle beraber okuyacağım ama hala zamanı var. sonra iki ‘can’dan farklı zamanlarda hediye olarak geliyor bu kitap. sürekli bana bu kitaplardan bahseden birileri var etrafımda.

öyle ki, yeni tanıştığım birisi bile ‘dün bir kitap okuyordum aklıma sen geldin’ deyince dedim ki bunca ısrar galiba bu insanlardan gelmiyor. kitap dile gelmeye çalışıyor; daha da ne yapsın yani? bir uçak yolculuğunda kitabın beşte biri yuvarlanınca -hızlı bir okuyucu değilimdir- ‘evet’ dedim; ‘bu kitap benlikmiş’. kitaplar: sapiens ve homo deus. kitapla ilgisi olan her yerde bıkkınlık verecek seviyede gözümüzün önünde olan o kitaplar, evet.

IMG_20170725_141529_058

 

henüz sapiens’in ortasındayım, dolayısıyla kitabı değerlendirebilecek durumda değilim. liseden beri merakımı fena dürten evrim ile ilgili olduğu için çevremdekilerin bana tavsiye ettiğini biliyorum ama beni etkilemesinin sebebi konusu değil; hatta sanırım en az ondan etkilendim. çünkü onlara ilginç gelen şeylerin çoğunu başka kaynaklardan öğrenmişim bir şekilde. güzel yanı bu kitabı bir tarihçinin yazmış olması ve günümüz toplumsal durumlarıyla ilişkilendiriyor olması. benim için en etkileyici yanı da kelimelerle ifade edemediğim düşüncelerimin derli toplu cümlelere dönüştürülmüş olması ya da birkaç gün önce kurduğum bir cümleyi kelimesi kelimesine kitapta okumam. hislere tercüman olmanın tam karşılığı resmen. kitabı daha önce okumuş olsam belki de bu durumlarla karşılaşamayacaktım.

‘amaan öylesine tesadüf işte’ deyip geçemememin sebebi benzer durumları özellikle son zamanlarda farklı kitap, film ve hatta dergilerle yaşamam. belli ki bir farkındalık gelişiyor içimde bir yerlerde ya da daha mistik bir havası olsun dersek işte: beni seçiyorlar!

DSC_0039--

 

ilk kitabını geçen sene okuduğum knausgaard biraz popülerliğinin yükselttiği beklentiye biraz da benim iskandinav yazar cahilliğime kurban gitmiş; ikinci kitabını neredeyse 1 yıl bekletmeme sebep olmuştu. şu an onun da ortalarındayım; dolayısıyla onu da değerlendiremeyeceğim bu yazıda ama gerçekten çok beğendim ve kitabın içinde yaşar gibi hissediyorum zaman zaman. nedeni aynı: nasıl ifade etsem dediğim hislerimi kelimelere döküp yüzüme ayna tutar gibi karşıma koyuyor yazar. bir erkeğin gözünden ilişkiyi ve aşkı görmek ve onun hislerinde kendimden birşeyler bulmak ilginç bir deneyim. çok sade ve dümdüz ifadelerle bunu çok başarılı şekilde yaptığı için de şaşırtıcı aynı zamanda. ‘bunu ifade etmek bu kadar kolay mıydı gerçekten?’ diye şaşırıp kaldım çoğu kez. hikayede ve detaylarda değil de yazarın iç dünyasını nasıl dışavurduğunda gezinince bu kitabın dünyasına karışabildim kolayca. bazen içimden bir knausgaard çıkaracağım ve etrafımdaki en önemsiz görünen detaydan bile bir dünya tasviri yapacağım gibi hissediyorum 😀 ve bunun kolay görünürken nasıl da zor birşey olduğu ile yeniden yüzleşip kendisine saygı duyuyorum 🙂

kitap başlıklarının -ve bu yazının- oluşturduğu tezat ile benim ikisini de hislerimin tercümanı olarak buraya yazmam peki? mistik bir tesadüf değil mi yani? 😀

kitaplar konusunda kendimi bir tür rölantiye aldım. biraz onları dinleyerek ne okuyacağıma, ne zaman okuyacağıma ve ne sürede okuyacağıma karar vereceğim artık. zamanı kaçırmak değil çünkü mesele; onlardan alabileceklerimi kaçırmak. ve bu sadece kitaplarla ilgili değil sanırım; hayatın tüm alanlarında buna ihtiyaç var..

 

1 Comment

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s