kafa tatil(cik)inin ardından…

DSC_0057_1

bir ‘tatilcik’ hediye ettim kendime. 3 günlük bir boyut değiştirme durumu. 3 gün ile 1 haftalık tatil etkisi yapan ‘tatilcik’ler o kadar iyi geliyor ki insana. arada kafayı ‘reset’lemek, bakışını başka bir yöne çevirmek.. hele de sonrasında koşarak gelen bir tez izleme jürisi varken; fevkalade bir hareket oluyor.

koşuşturmadan, yetişmeye çalışmadan, sakin geçirilen bir zaman dilimi bambaşka bir boyuta geçmişlik hissi yaşatıyor insana. ne kadar gereksiz mesele, insan veya durum varsa onları başka bir evrene terk etmişsin ve arkandan gelmesine izin vermemişsin gibi hissedebiliyorsan; o tatil harcadığın son kuruşu dahi hak ediyor. Okuduğun kitabı başka bir gözle okuyorsun, günbatımı sana bambaşka şeyler söylüyor, dalga sesi ile uyuyup uyanmak seni doğanın tüm seslerine hoşgörülü kılıyor.

DSC_0157

dalga sesi, güneş, sükunet ve insanların az ve medeni olduğu bir ortamda takıntılarımdan uzak ve ‘normal’; hatta mutlu olabiliyorsam; —-müthiş bir çıkarsama, efsane bir tespit geliyor şimdi (!)—- bu takıntılarımın sebebi şehir, karmaşa, kaos ve içine çekildiğimiz saçma sistem mi acaba?! ne kadar şaşırtıcı ve özgün bir sonuç! 😀

DSC_0128

bu kitabı okurken ne kulağımda müzik vardı ne de bitmesine kaç sayfa kaldığını kontrol etme ihtiyacı hissettim. o kadar iyi geldi ki bu sözcükler; daha doğrusu sözcüklerin dizilişi, cümlelerin kurgusu.. ama fondaki dalga sesi, kemiklerimin içinde hissettiğim güneş ve üşütmeden dokunan rüzgar ile birlikte tabi ki. yetişmem gereken bir yer yok, bu kitapları bitirecek upuzun zamanlar var önümde gibi hissettim o 3 günde. çünkü o ortamda zaman kavramının içi boşalıyor. ve eğer zaman kavramı yoksa stres de yok. zaman olmayınca yaşlanmak diye birşey de kalmıyor ortada. kaçtığın, kovaladığın herşey ‘puf’ oluyor, sihir gibi…

kitap plaj çantasının içinde kırıştı, buruştu; elimde kalan güneş yağı bulaştı sayfalarına, tuz ve nemden hamurlaştı resmen. ve ben şurada anlattığım kitaplarla ilgili takıntılarımın hiçbirini düşünmeden, dünyanın en güzel umursamazlığı ile, keyifle okudum bu kitabı. sadece mekanın etkisinden değil tabi ki. melisa kesmez uzun süredir bekliyordu kitaplığımda, hep göz kırpıyordu ama hep de erteleniyordu. doğru yeri bekliyormuş meğer.

öykülerin, cümlelerin, sözcüklerin samimiyeti o kadar etkiledi ki beni; ‘ben mi anlattım bu hisleri, izlenimleri bu kadına da o yazıya dökmüş’ der gibi oldum bir ara. afili sözler edeyim diye kasmadan çok etkili, samimi ve sade cümlelerle, kısa ve öz öyküler var. uzun zamandır bir öykü kitabından bu kadar etkilenmemiştim..

IMG_20170613_001153_900

bir de tabi ki kafamın içindeki deli sesle konuştuk epey. birçok şeyin yanında tatilin anlamını da sorguladım bu 3 günde. yıllarca tatil yaptığımı sanmışım; işe değil de deniz kenarına gittiğim için. oysa ben yıllardır hiiiç tatil yapamamışım.

doğayla mücadele etmek değil; doğaya kendini teslim etmekmiş tatil anlayışım. birilerine kaç yer gördüğünü, kaç fotoğraf çektiğini, kaç selfiede yer aldığını göstermek olamamış tatilim. son günün son saatine kadar zorlayan, koşuşturmacadan ibaret gezmeler de değilmiş. zaten kaçışım istanbul’dan değil de zaman baskısından, koşuşturmacadan olduğuna göre; evimde sakin sakin oturmayı tercih ettirecek karmaşanın içine neden çekilmiştim bunca zaman? elbette yorucu ama keyifli gezmeler de insana boyut değiştirten efsane tatiller olarak iyi gelebilir ama onda da bu zaman dilimini kiminle paylaştığına dikkat etmek gerek.. yetişmemiş ‘yetiskin’lerin arkasını toplayıp kaprislerini çekmek ne onlara ne sana tatil yaptırabilir. yani gezersin ama gezdiğinden birşey anlamazsın ya da onun adına ‘tatil’ diyemezsin.. gördüğün birkaç güzel yer, yediğin birkaç güzel yemek yanına kar kalır da anı biriktiremezsin.

DSC_0071_1

ileride bu üç günün fotoğraflarına baktığımda sadece bu manzara olmayacak hatırladığım; bu huzurun beni nasıl kendime getirdiğini yüzüm gülerek yeniden hissedeceğim. ‘kendimi teslim edebileceğim, kafamdaki her türlü karmaşadan beni kurtaracak, benden daha büyük, daha bilge, daha güçlü bir şeye ihtiyaç duyarmışım ki onun da adresi benim için doğa, mümkün olan en az insanlı ve en az insan eli ve sesi değmiş haliyle… ‘ dedi kafamdaki ses..

az ve öz, kısa da olsa kaliteli zaman dilimleri ve tatillerle…

 

1 Comment

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s