filmlerin ardından – notlar…

bir terapi yöntemi olarak, bir arayış aracı olarak film izleyince kendime bir takım notlar düştüm:

imdb watchlist’imden başladığımı düşündüğüm film maratonum aslında ‘motive edici’ filmlerle başladı her nasılsa(!) 🙂 gerçek hayattan esinlenilen, hayatta kalmak için verilen mücadeleyi konu edinen, aşkın pembe dünyadan çıkarıldığı, gerçekçi ama aynı zamanda umut verici filmlere gitmiş elim bir şekilde. 🙂

 

film izlemenin keyfini seninle aynı film zevkini paylaşmayan biriyle izleyerek mahvetme! tek başına film izlemenin keyfi bir başkaymış, hatırlamak iyi geldi. çok iyi filmleri sırf yanımdaki sıkılıyor diye kötü hatırlıyormuşum. (before midnight) bu sebepten kaçırdığın çok iyi noktalar olabilir; listeye izlediğin filmleri de ekle!

sinemada film izlemenin başka bir keyfi olduğunu hatırlat kendine. büyük ekranda, yabancılarla birlikte (bu yabancılar çok can sıkıcı da olabildiğinden sinema seçimi önemli, üzgünüm ama insan/muhit seçmek gerekiyor gerçekten 😦 ) müziğin daha çok içine işlediği, oyuncunun gözündeki yaşı daha çok hissedebildiğin ortamda izlemenin filmi nasıl başka bir moda soktuğunu ve film izleme motivasyonunu arttırdığını fark ettim yeniden. (collateral beauty, arrival) sinemaya çok para ödememenin de yolları, kampanyaları var artık..

bir günü arka arkaya film patlatarak geçirmek boşa geçen zaman değildir; hatta öyle şeyler yakalarsın ki çok çalıştığın bir günden daha verimli geçer. (before sunrise, before sunset, before midnight üçlemesi) bu üçleme, hayattaki herşey hakkında. o kadar zekice kurgulanmış ki, bir sohbete tanık oluyormuşsun gibi doğal, hayatının her alanına bir dokunuş bulacak kadar gerçekçi.

konunun tatsız sakıza çevrildiği, sırf ticari amaçlar için ucuz efektlerle sıkıcılaştırılmış filmler (rouge one: a star wars story) uzay konulu filmlerden uzaklaşma sebebin olmuş olabilir. star wars’un adının yettiği nimetlerden faydalanarak bu kadar basit bir film yapmak serinin orijinaline hakaret olmuş düpedüz. nitelikli bir içerik ile biraz daha kafa yorulmuş bilim-kurgu / uzay filmlerinin olduğu bir sinema mümkün! (arrival, k-pax)

klişe de olsa, filme düşük puan da versen romantik komedi izlemek iyidir. bir iki saatliğine gülsen, gülümsesen, azıcık güzel gülen, güzel bakan insan görsen yeter! (ugly truth, always woodstock, about time)

kitaplığının bir bölümünü jane austen’a ayırmış birisi olarak 19. yy ingilteresini anlatan filmler sana iyi geliyor. bugüne göre fazla resmi ve yapmacık görünse de birilerine; güçlü duygularla ilgili iyi mesajları var. (far from the madding crowd)

‘bir filmin sonunda ne olduğundan çok filmin nasıl aktığı, sona giderken nerelerden geçtiği, hangi duygulara dokunduğu daha önemli’ dediğin filmler senin için 2 saatliğine başka bir boyuta geçtiğin filmler. (collateral beauty, la la land, far from the madding crowd) bazıları için bu fantastik filmler oluyor, bazıları için bilim-kurgu. onlar senin için daha çok ufuk açıcı. (arrival, k-pax)

başkalarının fikrini filmi izledikten sonra dinle. hatta filmden önce trailer bile izleme! başkalarının sevmediği filmler seni acayip etkileyebiliyor. (la la land, the notebook)

fonda bir soundtrack albümü ile yapılacaklar listenin maddeleri hızla eriyebilir. film müzikleri başlı başına vurucu etkiye sahip senin için. (la la land, collateral beauty, about time) shazam bu yüzden iyidir! 😀

manipüle edilmiş gerçeklerden ibaret olsa da dünyada olup bitenler karşısında hayrete düşebileceğin şeyler izlemek, (the big short) içinde bulunduğun sisteme başka yerlerden bakmanı sağlıyor. hatta o sistemden bunalıp çıkmak istediğin zamanlar için böyle filmlerden (before sunrise, before sunset, before midnight) destek almak iyi bir fikir olabilir!

sadece filmdeki bir detay (about time, always woodstock), oyuncunun (james wolk)  bakışında hep aradığın birşey görmek (james wolk’un henüz yeterince keşfedilmemiş bir oyuncu olduğunu düşünüyorum), çirkin bulduğun birinin (ryan gosling) gülümseyerek nasıl güzelleştiğini görmek (bu adama çirkin dediğim için beni öldürebilecek genç kızlar var, sinema salonunda adamı kikirdeyerek izlediklerinden biliyorum 🙂 ), karakterin azmi, oyuncunun yeteneği -gerçek olup olmamasına aldırmadan- herhangi bir şeye duyulan aşkın etkileyiciliğini hissetmek (the notebook, front of the class, far from the madding crowd, collateral beauty, arrival) bir filmi güzel yapmaya yeter. filme verdiğin puan o anki ruh halin ve o filmde ne aradığınla ilgili sadece; o yüzden de değişken.

bu arada film izlerken en iyi yancı: midik

photo-on-25-01-2017-at-23-12-4

 

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s