interrail türkiye ekibi ile ka(m)ptırılmış bir haftasonu…

bu haftasonu bizim için yaptığımız birşeyi bir adım daha öteye götürmek, derece atlatmak üzere adım atmayı planladığımız ama tam aksi yönde kaliteyi epey aşağı çektiğimiz bir zaman dilimi oldu.

birkaç kere kamp yapmıştık ki bir tanesini şurada anlatmıştım. bizim kamp yapma motivasyonumuz kalabalıktan, gürültüden, saygısız topluluklardan kaçıp doğaya, huzura, sükunete sığınmak üzerine. şu sıralar doğaya dönüş trendlerinde bir yükselme olması da beni sevindiriyordu. sanki doğayla kucaklaşmak isteyen topluluklar artarsa doğa için de insanlar için de daha olumlu gelişmeler olacaktı. ama bunun herkes için geçerli olmadığını görmüş oldum bu haftasonu.

bu haftasonu ne yaptığımıza gelirsem; interrail türkiye diye bir grup ile iğneada-longoz ormanlarına kamp yapmaya gittik; ya da gitmeyi denedik diyelim. otobüslerle kampa gitmek  üzere toplanan bir grup olacaktı, longoz ormanlarında iki gecelik bir kamp yapacaktık ve geri dönecektik. bu grup hakkında hiçbir fikrim yoktu ki beraber gitttiğim arkadaşlarım da benimle aynı durumdaydı. facebook sayfalarından anlaşıldığı kadarıyla düzenli olarak bu tür kamplar organize ediyor ve gidiyorlar. biz de doğa sevgisi olan insanlar(!) ile beraber kamp yaparak farklı bir deneyim yaşayabileceğimizi düşünmüştük; kafa yapısı ve yönelimleri benzer insanlarla daha keyifli olabileceği umuduyla..

karşılaştığımız şey ise biyolojik olarak olmasa da psikolojik olarak ergen kalan bir güruhun saçmalıklarının ortasında kalmak oldu. doğaya, hayvana, başka insanlara ve birbirlerine saygısı olmayan, kamp ateşi etrafında sabaha kadar disko müzikleri ile eğlenmeyi kamp yapmak sanan, ormanın her yerinde kontrolsüz şekilde ateş yakan, -ki bununla ilgili organizasyonun ciddi uyarıları vardı ama kimse umursamadı- belirlenen saat ve kurallara istisnasız şekilde uymayan, sadece kamp meydanında değil çadırların arasında da geceyarılarına kadar çığlık çığlığa eğlendiğini sanacak derecede saygısızlık ve rahatlığa sahip ilginç bir toplulukla karşılaştık.

kararlaştırılan saatte hareket edilemediği gibi, 4,5-5 saatlik yolu şımarıkça molalar ve navigasyon kullanmaktan bihaber bir kaybolma becerisiyle 8,5 saatte aldık. molalarda bulduğu her hayvanı kampa götürmek üzere otobüse almaya çalışmayı hayvan sevmek sanan bir kendini bilmezi hayvanı yaşadığı yerde rahat bırakması için uyardığımızdan bir tartışma yaşadık. üstelik de “duyar kasmak” ile suçlandık. savunması da “sonuçta hepimiz aynı mezara gireceğiz” oldu. ne demek istediğini anlamasak da giydiği kıyafetlerle hippi olduğunu sanmasından ve hayvanlara sarkarak ‘cool’ olacağını düşünmesinden dolayı akli yeterliliğini sorgulamamaya karar verdik. aynı kişinin otobüste 2 saat boyunca anırırcasına şarkı söylemesini ve saçma anılarını dinledik. durumu konuşmak üzere kabadayı edasıyla bizi otobüsten aşağı çağırdığında bu yaptıklarının insan ve hayvan huzuruna kastetmekten şiddet sayılacağını kabul ettiremediğimiz gibi durumu manipüle etmekle suçlandık. böyle bir tipin ekşisözlük’ten öğrendiği ‘duyar kasmak’ ifadesi ile kendini savunması hiç şaşırtıcı gelmedi. sonunda yalandan bir özür dilese de huzurumuzu kaçırdı. bu profilden grup içinde onlarca değil yüzlerce vardı; bu kadar detaylı anlatmamın sebebi genel bir ifade ortaya koymak.

longoz ormanları yerine beğendik köyü’nde henüz orman olamamış meşe ağaççıklarının altına kamp kurduk. organizasyonu yapan kişinin (bundan sonra “organizatör.” olarak bahsedeceğim) açıklamasına göre valilikten izin alınmış olmasına rağmen ohal sebebiyle jandarmanın orada bu kalabalık grubun kamp yapmasına izin vermemesiymiş. siyasi yanını bilemem ama longoz’un sağlığı açısından pek de kötü bir karar olmamış bence. organizatör yukarıda anlattığım profilde görünmeyen, daha ‘normal’ görünen biri olmasına rağmen grubun kalitesinin bu kadar düşmesini engelleyebilecekken bunu yapmadığı ve özgür ruhlu kampın organizasyonsuzlukla eş anlamlı olduğunu düşündüğü için nasıl birisi olduğuna karar veremediğimiz birisiydi. sonuçta bizden toplanan para otobüs firmalarına ödeyeceğimiz kadar bir paraydı. isteyen şahsi aracıyla da gidebiliyordu fakat biz bu organizasyonun amacının sosyalleşmek ve doğayı ortak payda yaparak birşeyler paylaşmak olduğunu düşündüğümüz için onlarla otobüs yolculuğunu tercih ettik. kamp alanında herkesi toplayarak yaptığı konuşmada organizatör ‘organizasyonsuzluk’la övünüp; bunun amatör bir kamp organizasyonu olduğunu, yüzlerce kez kamp yaptıklarını ve kapadokya diye gittikleri kampta akdeniz’den çıktıklarını koltukları kabararak anlattı. sabahtan ulaşacağımız kampa saçma molalar yüzünden öğlen ulaştığımız için bizden çalınan yarım günü, sabah orada olmak amacıyla gece yarısı hareket edilecek diye bütün bir akşamımız ve gecemizi de harcadıklarını, 5 saatlik yola uygun görülen küçük, rahatsız ve havasız araçların 8,5 saatlik yolda çekilmez olduğunu, kendisinin belirlediği saatlere hiç uyulmadığını fark etmedi bile. çünkü amatör ruh bunu gerektirir!

kampa gitmeden önce çok çirkin bir üslupla oraya pikniğe değil kampa gidildiğini belirten organizasyon sahibi kamp ateşi dışında ateş yakıp mangal yakanları dışlayıcı sözler kullanmasına rağmen kontrolsüz şekilde ateş yakan onca çadırı görmezden geldi ya da o ilk üslubunu sürdürmekten epey çekindi ki ayrılacağımız gün bile biz çadır toplarken kahvaltı için ateşini yakmaya çalışan süper özgür ruhlu kampçılar vardı. kamp yapmaktan pek anlamadıkları çadırların konumundan bile belliydi. biz 3 çadırı ‘aman dip dibe olmayalım’, ‘patikaları kapatmayalım’, ‘kimseyi rahatsız etmeyelim’ çabalarıyla konforsuz sayılabilecek noktalara kurarken çadır iplerinin birbirine girdiği, patikaların ortasında kondurulmuş çarpık çadırlaşma ile karşılaştık. istanbul’dan neden kaçıyorduk???

bir de çöp toplama meselesi var. çöp toplama konusunda çok ‘hassas’ görünen organizasyonun politikası şöyle: çılgınca eğlenen ekip çöplerini istedikleri gibi etrafa yaydıktan sonra ertesi gün ‘hep beraber’ çöpler toplanıyor. biz kamp meydanına hiç uğramadığımız halde gördüğümüz çöpleri topladık fakat kıyıda köşede hatta bazı çadırların etrafında kalan çöpler o çadır sakinleri tarafından bile kaale alınmadı. çünkü baştan mantık hatası vardı. kamp yapanların doğaya saygısı ve kirlilik bilinci olması gerekir; dolayısıyla çöpü ürettikleri sırada topluyor olmalılar ki bu çöpler rüzgar, yağmur, insan veya hayvan vasıtası ile etrafa dağılmadan kontrol edilebilsin. önce at sonra topla mantığının çalışmadığı şehirlerden belli zaten. böyle kampçılık olursa yakında ormanları kampçılardan korumak gerekecek.

eğer gençken, ergenken gençlik kamplarına gidemediyseniz ve içinizde kaldıysa, yol yorgunluğu ve düzensizlik-rahatlık sizin için problem değilse, doğada kop-kop bir eğlence arıyorsanız interrail türkiye ekibi ile kamp yapabilirsiniz. ama siz de bizim gibi karmaşadan, kalabalıktan, kirlilikten, çarpıklıktan ve saygısız insan topluluğundan sıkılıp doğaya kaçacak kadar ‘sıkıcı'(!) ve ‘yaşlı'(!) iseniz ya kendi başınıza kamp yapın ya da daha küçük bir kamp grubunu kendiniz oluşturun ki bizim vardığımız sonuç bu oldu.

elbette başkalarının eğlence tarzları bizi ilgilendirmez; beğenmediysem bir daha bu grupla herhangi bir organizasyona katılmam ama asıl rahatsızlığım bu ve bunun gibi gruplar yüzünden doğanın göreceği zarar ve kamp yerlerine yakın yerleşimlerdeki halkın tüm kampçılar için olumsuz fikir edinmeleri. burada bahsettiğim aslında böyle grupların kendi özgürlük sınırlarını aşıp başkalarının özgürlük alanına, insanların-hayvanların ve genel olarak doğanın huzuruna ve güvenliğine kast ettiği, ve hatta tecavüz ettiğidir.

duyarlı olmanın ‘suç’ olmadığı, doğanın doğal ve temiz kalabildiği bir yaşam ile…

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s