kafam karışık, ipin ucu kaçık…

insan neyle yaşarsa ona benzemeye başlıyor ya ben de çoğu kez midye’ye benzemeye başlayan yönlerimle karşılaşıyorum. bazen arkadaşlarımla konuşurken verdiğim tepkilerde “bu hareketim ne kadar da midye’ye benzedi” diye geçiriyorum içimden. bunu dile getirmiyorum ki çevremdeki insanlar ‘kedili teyze’ye dönüşmemden bu kadar tedirginken bir de delirdiğime karar vermesinler. 🙂 midye kim diyenler için knock knock! 

o hareketlerden biri de evde “my spot” arayışlarım. kediler yaşadıkları yerde kendilerine en uygun noktayı bulurlarmış. bu uygunluk sıcaklık, rahatlık, görmek istediklerine ve kontrol etmek istediklerine hakimiyet gibi kriterlerle belirlenebilirmiş. bu bilgiyi tek bir kaynaktan edinmediğim için referans veremiyorum ama bunu hayvan davranışlarını inceleyenlerin kaynaklarından öğrenmiştim. midye de ben de şu an yeni eve alışmaya çalışıyoruz. artık yerleşme bittiğinden midye’nin sürekli koklayarak eşyaların yerlerini tespit etme çabası ve cefası sona erdi. benim de “bunlar nasıl yerleşecek!?!?!?!” paniğim eridi. şimdi kendimize keyif noktaları arıyoruz. ben kitap okumak, o da miskinlik yapmak için.. ve nedense aynı noktayı seçtik. nedenimi burada tezime ve biyofiliye bağlardım aslında ama sırası değil. seçtiğimiz yer fransız balkon önündeki koltuk. ışık, güneş ve deniz manzarası beni “biyofili” demeye çok zorluyor ama tu-tu-yo-rum kendimi 😀 biyofili için de şöyle birşeyler yazmıştım merak ettiysen..

şimdiiii lafı nereden aldım; nerelere götüreceğim. giriş-gelişme-sonuç yapısında bir yazı değil bu. bir süredeir kafamda nasıl serbest çağrışımla cirit atan fikirler varsa bu da öyle bir döküm. bir söz söyleyip sonra onun bir harfinden başka bir söz türetmek gibi. o yüzden paragraflar arasında doğrudan bir ilişki aramaya gerek yok. çünkü yok. 🙂

yetiştirmem gereken bir konferans başvurusu varken canım bambaşka şeyler yapmak istiyor. el-classico!! o kadar bambaşka ki yani o derece bambaşka: dizi izlemek! aman yarabbim ne enteresan(!) yemek kitapları karıştırmak, bütçe ve çalışma programlarını revize etmek. arada bir zıpçıktı: “online alışveriş mi yapsan? biliyorsun fiziksel olarak alışverişe gidemezsin; çalışman gerek. gidersen vicdan yaparsın. ama online yaparsaaaaannnnn o kadar vakit kaybetmezsin. 😉 sen bir düşün” diyor. haha ne aldatmaca:) en sonunda cam önü ‘spot’uma geçip kitap okumaya karar verdim. 2 aydır bunun hayalini kuruyorum. eğer bir konferans, hayalimle arama girerse zaten yazdığım özetten ne hayır gelir!!!! bahaneler, teselliler, kandırmacalarla pascal quignard’ın dünyanın bütün sabahları’nı aldım elime, kuruldum spot’a. herkesin kendisine kitap önerecek ve kitaplar üzerine tartışabileceği bir arkadaşı olmalı. bu kitabı da bana öneren; hatta bizzat getirip elime tutuşturan kişi benim o arkadaşım. kendisini tanımak istersen knock knock!!

 
işte bana bu yazıyı yazdıran ana geliyorum. kitaptan şu alıntı: “boğulan sizsiniz. bu yüzden elinizi uzatıyorsunuz. sular boyunuzu aştığından mutsuzsunuz, başkalarını da batırmak için dibe çekmek istiyorsunuz.” lafı döndürüp dolaştırdığım nokta bu: bize baskı yapan ne varsa kaynağı, baskı yapanın mutsuzluğu ile yalnız kalma korkusu. en iyi niyetlisinden en kötü niyetlisine. bunun üzerine bu aralar o kadar çok konuşuyorum ki birileriyle; fikirlerimin edebi ifadesini bulunca da açtım bloğu döktüm içimi.

“üniversite okumadan eğitimli olamazsın. meslek değil mesele, o ortamı yaşaman lazım.”,”eee yok mu hala birileri?”, “ne zaman evleniyorsun?”, “çok beklemeyin yapın bir çocuk. yalan söylemeyeceğim; çok zor ama dünyanın en güzel duygusu.”, “herşey para değil tabi ama hayat standardını yükseltmek için iyi kazanmak lazım.”, “bütün erkekler/kadınlar/evlilikler/patronlar/işler (memnun olunmayan ne varsa buraya yazılabilir) böyle zaten. bitirmenin/bırakmanın/vazgeçmenin anlamı yok, hata olur, acele ediyorsun. dünyanın kanunu bu; yapacak birşey yok” gibi nasihatler, tesellilerle karşı karşıya kalıyorsanız bunları söyleyenin gerçekten mutlu olup olmadığına bir bakın. söylenenlerin hiçbiri yalan değil aslında. söyleyenin de kötü niyetinden değil elbette ama karşı koyamadıkları içgüdüleri yüzünden bunu yapıyor olabilirler. nasıl ki insan sevdiğini mutluluğuna ortak etmeye çalışır; bu mutsuzluk için de geçerli. mekanizma aynı. dışarıdan mutlu görünüp içeride huzursuz olanların bilerek veya bilmeyerek sıklıkla yaptığı şeydir dürtmek ve kendi yaptığı şeye teşvik etmek. bunu kötü niyetle yapanları da aslında yakından tanıyoruz. onlar da arkadaş veya aile kadrosundan olmayan mutsuzlar. rekabet eden iş arkadaşları, hazımsız yöneticiler, ezik patronlar, mutsuzluğunun yanında güç sarhoşu olmuş başkanlar… bunlar genelleme; istisnalar mevcut.

diyeceğim; ben bu söylenenleri mutsuzluk ifadesi olarak bellediğimden beri bunlardan rahatsız olmuyorum. kulak arkası etmeyi başarabiliyorum. tavsiye ile yandaş arama ve tavsiye ile baskı arasındaki farkı, kimin iyi kimin kötü niyetle yaklaştığını belirlemek, kimin önerilerine kulak vereceğimi bilmek bana kalmış.

kedime benzeyen hareketlerimden girip mahalle baskısından çıktım. işte böyle karışık bir kafa ile her gün her dakikamı geçiriyorum ben! 🙂

kendi kontrolüne sahip hayatlarla…

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s