sanata doyuran ekim, kitaba doyuran kasım…

uzunbir ara verdim, niyet etmeden. yaptığım herşeyi ‘bunu bloga yazmalıyım’ diye düşünerek yaptıysam da üzerinden zaman geçtikçe hevesim azaldı. günlük notlar mı alsam acaba?

ekim ayı sanat ayı diyerek yazacaktım; ankara patlamaları oldu. aslında tam da bu sebepten yazmak gerekirdi belki ama yazamadım. ama üzerine çok düşündüm; nedenlerini, olurlarını, olmazlarını tartışacağım başka bir yazı yazarım sonra. vardığım sonuç: yazmış olmalıydım!

ekim sanat ile dolu geçti. öyle planlamamıştım ama dolu dolu bir sanat ayı oldu gerçekten. film ekimi, bienal, en kısa gecenin rüyası oyununun sahneye çıkması derken ekimi bitirip kasım’da da kitap fuarı ile ‘zengin’ bir başlangıç yaptım.

bu etkinliklerin herbiri ayrı birer yazı olacaktı ama şu an verdiğim bir kararla çok uzatmadan hepsi ile ilgili izlenimlerimi özetleyeceğim bu yazıya.

filmekimi

istanbul film festivali’nden ders aldığım için abartmadan aldım biletleri. uzun bir eleme süreci sonunda 6 filme bilet aldım. knight of cups filminin olduğu gün kesinlikle katılmam gereken bir düğün olduğunu unutmuşum. tek yanan bilet o oldu. diğer 5 film-ex machina, the lobster, mantıksız adam, kronik ve aşk vadisi-e gittim. film seçimlerimin tanıdığım oyuncular üzerinden gerçekleştiğini itiraf etmek durumundayım. 

ex machina düşündürücü ve sorgulatıcı bir bilim kurgu. belki de kurgu değil hatta. çok yakın zamanda gerçekleşebilir bir senaryo. the lobster bu 5 film içinde en başarılı bulduğum, oyunculuk ve senaryonun çok çarpıcı olduğu bir film. biraz uzun bulmam dışında çok iyiydi. mantıksız adam tipik bir woody allen filmi. ‘iyi midir, kötü müdür’e gerek yok bence. tam ifadesi bu olabilir. kronik benim için işkenceydi. tim roth’un oynadığını görünce çok heyecanlanmıştım fakat tekdüzelikten izlenemeyen ve derin anlamları olsa da anlaşılamayan filmlerdendi. aşk vadisi de ortalama bir filmdi. ne vuruyor ne de öldürüyor işte.

filmlerden birinde yanımda oturan bir kadın “entelin cahili de hiç çekilmiyor” diye bir laf etti. çok doğru bir saptama. böyle filmlere geldiği için kendini entel sayan ve canının istediği gibi bağırma, kızma ve karışma hakkını kendinde gören bir güruhla izliyorsunuz filmi. motivasyon kırıcı. “sanatı sanatseverler öldürüyor” diye de büyük bir laf edip filmekimi huzurlarından çekileyim.. 🙂

bienal

sanatla organik bağı olan bir mesleğim ve çalışma ortamım var. buna rağmen plastik sanatlardan pek anladığımı söyleyemem. yine de takip etmeye çalışıyorum, kendimce anlamlar yüklemeye çalışıyorum. aslında benim için olması gereken de bu.
bu seneki bienali gezmek için çok geniş zamanım olmadığı için rehberli tur almaya karar verdim. önceleri ‘sanat ne anlatıyorsa doğrudan kendisi anlatsın’ triplerim vardı. hala bir parça öyle düşünüyorum ama biraz tembellikten biraz da çağdaş sanatın -bazılarının, belki büyük kısmının- sanatçının kafasına göre (!) olması sebebiyle rehberli tur isabetli bir karar oldu. sanat elbette sanatçının kafasına göre olacak, oradan çıkıyor çünkü ama ‘ben yaptım sanat oldu’nun suyu çıktı artık.

rehberli turun güzel yanları kısa sürede çok iş başarmak, rehberlerin konu ile ilgili veya konu dışında bilgi ve deneyimlerinden faydalanmak ve yeni insanlarla tanışma olanağı bulmak. rehberli turların dışında kalan noktalara gidemedim ama beyoğlu’ndaki 2 tur, galata rum, istanbul modern ve büyükada turlarını tamamladım. beğendiğim birkaç işin fotoğrafı aşağıda, zaten bitmiş bir etkinlik için önerilerde bulunmak saçma olur.
image
image
image
image
image
image

fakat rehberli turlardan birinde tanıştığım gizem’den bahsetmek isterim. bienalin bitmesine birkaç gün varken kalan 2 turumu tek güne sığdırmak üzere plan yapmıştım. ilki beyoğlu2 turu idi. her mekanda neredeyse tek iş vardı ve biz sokak sokak beyoğlu geziyorduk. öğleden sonra galata rum’a gitme planında yalnız olmadığımızı anladığımızda muhabbet etmeye başladık gizem ile. öğlen bir yemek yiyip  öğleden sonra ikinci tura katıldık. sanatın her türünü takip eden, özel sektörün yoğunluğu ve yorgunluğunu sanat ile gidermeye çalışan, yerinde duramayan, sıcakkanlı bir insan gizem. tanışmaktan çok mutlu olduklarımdan. rehberin anlattıklarını telefonuna not etmeye çalıştığını, hatta hocanın söylediklerini kaçırıp yanındaki arkadaşına soran öğrenciler gibi bana sormasından şüphelenerek çok sık duyduğu soruyu sordum ona: “blog mu yazıyorsun acaba?” dediğim gibi birçok arkadaşı çok sık blog yazmasını tavsiye ediyormuş gizem’e, bu kadar gezdiği gördüğü bir yerlerde kayıtlı olsun diye. ama notlarını sadece kendi arşivi için tutuyormuş, blogu yoktu fakat geçen gün sanatta takip ettiklerini paylaşmak için bir instagram hesabı açmış, ilgilenenlerin dikkatine.. birkaç saatlik sohbetle bile ortak yanlarınızı keşfedebileceğiniz yeni insanlarla tanışmak enerjiyi yükselten birşey. bienalden kazandığım en önemli şey olabilir bu!

en kısa gecenin rüyası

moda sahnesi’ne ilk defa geçen sene parkta güzel bir gün oyununa gitmiştim. instagram hesaplarından da en kısa gecenin rüyası’nın hazırlıklarını takip etmiştim. biletler satışa çıkar çıkmaz aldım hevesle, pişman da olmadım. ilginç bir sahne düzeni yapılmıştı. sahne salonun ortasında, koltuklar da iki yanda karşılıklı dizilmişti. bu da koltuk sıra sayısını azaltmış; böylece en arkadaki sıra sahneye o kadar da uzak kalmamıştı. oyuncu kadrosu oldukça kalabalık ve başarılıydı. senaryo biraz güncellenmiş ve bizim kültürümüze referans veren detaylarla uyarlanmıştı. bazı yerlerde bu uyarlama fazla kaçmış ve çok tekrarlanan espriye dönmüştü ama genel olarak eğlenceli ve başarılıydı.

kitap fuarı

geçen seneki deneyimden sonra sonu heyecanlı yerinde kesilmiş dizinin yeni bölümünü bekler gibi bekledim bu fuarı. hatta iki gün gitmeyi planlıyordum fakat ilk gün bütçemi aşınca ikinci gün yalan oldu. pazar günü gitmek gibi ölümcül bir hata da yaptık. yürüyerek değil itilerek ilerledik stand aralarında. üstelik geçen seneki gibi internet indirimlerini bile yakalayamamış olan can, yky, doğan, metis, iletişim gibi standlara uğramadık bile. amacımız da bildiklerimeize değil, bilmediklerimize gitmekti zaten.

alakarga yayınevine olan sempatim acayip arttı. logolarını seviyordum, bir de logolarının olduğu bez bir çantam oldu 🙂
image

polisiye kitaplar yayınlayan lacivert yayınları ile tanıştım. bir tübitak projesi olarak başlayan osmanlı dönemi polisiyelerin türk alfabesiyle yayınlanması fikri de çok hoşuma gitti. dizinin editörü de oradaydı, onun tavsiyesiyle bir kitap aldım denemek için, gerisi de gelebilir. m. kemaleddin’i tavsiye etmesini şöyle açıkladı: o dönemde edebiyat batı özentiliği etkisi altındayken kemaleddin özgün bir dil kullanıyormuş. bu da beni etkilemeye yetti
image

*sel yayınları altın vuruşu yaptığım standdı. o kadar kitap alınca birazcık daha indirim yaptılar sağolsunlar. 5 tl’lik standdan aldığım kitaplardan birini okudum bile -yüz doksan dokuz basamak- ve uzun zamandır bu kadar iyi bir kitap okumadığımı düşündüm. ellerinde az kalan artık basımı yapılmayan kitapları uygun fiyata sattıkları için minnettarım. aksi halde bu kitaplarlakarşılaşmam çok zordu. 
image
image

ayrıntı yayınları da dişe dokunur bir indirim yapmamıştı ama indirimli kitaplar tezgahından gerçekten de 3-5 liraya iyi kitaplar aldım.
image

okuyanus
da indirimli kitaplarıyla kitap başına ödediğim ücreti aşağı çeken yayınevlerinden oldu. pek bilinmemesi bir kitabın kötü olduğunu göstermez. yeterince pazarlanmamış, iyi duyurulmamış olduğu veya tüketim ve ticaret zihniyetine hizmet etmediği için kenarda köşede kalmış olabilir. bunları keşfedebildiğimiz zaman fuar bir anlam kazanıyor zaten.
image

monokl da sempatimi kazanan bir başka yayınevi. tavşan deliğinde fiesta’yı okudum bile ve bir çocuğun gözünden şiddet dünyasını görmek oldukça etkileyici.
image

fuardan fuara görüştüğümüz kaos yayınlarından bir kitap daha..
image

siren‘den bu defa bir kitap aldım, hem bütçenin sonuna geliyordum hem de geçen sene önerilerini iyi bulduğum stand görevlisini (aynı adam) bu sene biraz ukala buldum. 
image

varlık yayınları
image

kafka kitap’
ın büyük fikirler serisi’den sanat ve hayat üzerine – john ruskin i okumuştum. çevirisini çok iyi buldum ve kitaptan çok yararlandım. standdaki hanım çok sıcakkanlı ve dürüsttü ayrıca da bol gönüllüydü. 
image

aylak kitap
ile tanışacağız bakalım 🙂
image
biraz da akademik kaygılar…
image
image
image
image

aralık ayında zero sergisi ile mutfak ve itiraflar sirk gösterisi var beni bekleyen. bir etkinlik takvimi de olacak blogda artık. gizem ile tanıştıktan sonra etkinlik tanışmaları daha da önemli geldi bana. belki sizlerden birileri ile de denk düşeriz bu tarihlerde..

sanatın her dalıyla ve yeni tanışmalarla…

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s