chicago-gez, gör, eğlen…

sonunda chicago yazılarını tamamlıyorum.. yapılacaklar, görülecekler, etkinlikler için şurada bahsettiğim konferans organizasyonunun hazırladığı liste aşağıda; deneyimlediklerimiz birazcık daha aşağıda 🙂

  

flamingo

image

alexander calder’ın flamingo soyutlaması. bir sanat tarihi dersinde yapılara tanınırlık sağlamak için yapılan heykellere örnek olarak verilmişti bu eser. kaldığımız evden downtown’a gittiğimiz ilk gün metrodan bu eserin yanında indik. daha doğrusu çıktık. suratıma bir tokat yedim o an. derste, tv’de veya başka bir mecrada bağlamından koparılarak anlatılan, izlenen ve bizim kafamızda büyüttüğümüz şeyler bir yerlerde günlük hayatın bir parçası, sıradan şeyler. bizim işe giderken sinan’ın eserlerinin önünden geçip onları fark etmememiz gibi ya da ilhan koman’ın akdeniz heykelinin önünde olduğu binada çalışıp artık onu görmez hale gelmek gibi.. gökdelenler şehrinde bunlara ‘maruz kalmak’ güzel 🙂
picasso

image

eskizini ve maketini art institute of chicago’da kendisini de daley plaza’da gördüm. insanlar bir kenarına oturuyor, çocuklar tırmanıyor ve önünde bazı günler organik ürünler pazarı kuruluyor. heykel birkaç tane picasso heykeli gören birisine eser sahibi hakkında epey ipucu veriyor. picasso işi olduğu çok belli. sanat eserlerinden öyle ‘müthiş etkilenen’lerden olmayan beni bile çok etkiledi. sanat eseri görmek için adres olarak sadece bir sokak ismi kullanmak, önemli eserleri müzeye girmeden de görebilmek, üstünde-altında-yanında-yöresinde gündelik yaşamı devam ettirebilmek güzel bir hismiş.
architecture boat tour

image

image

image

image
image

image

image

image

chicago büyük yangını ve o yangın sonrasında şehrin kuruluşuyla ünlü bir şehir. birim alanda daha çok insanı barındırma fikriyle ortaya çıkan ve şehrin simgesi haline gelen gökdelenler nehrin etrafına sıralanmışken bunları görmek için turlar düzenlenmesi de çok akıl almaz bir olay değil. şehrin sahil şeridinden gerisi oldukça alçak binalarla dolu. yine derslerde adını duyduğum mimarların binalarını görmek heyecan vericiydi; teknik bilgilerin çoğunu kaçırmama rağmen hem de. bizim tur konferans organizasyonuna dahildi ve yemekliydi. yemek dikkat dağıtıcı bir unsur tabi; hele de açken!! 🙂 üstündeki tente de yağmur yağmadığından işimize yaramadığı gibi binaları adam akıllı incelememizi engelledi. üstüne üstlük rehberimiz giderken de dönerken de hep sağda kalan binaları anlattığından solda kalan bizler pek birşey anlayamadık. diğer turlarda kullanılan üstü açık teknelerin amacını net bir biçimde kavramış olduk!! 😀
harold washington library

image

  

bu kütüphane yanlış hatırlamıyorsam dünyanın en büyük kamu kütüphanesiymiş. listeme eklemiş gitmiştim ama önünden geçerken tepesindeki figürlerden etkilenip kütüphane olduğunu bilmeden de girmek istedim buraya. içinde yaşamak bile istedim görünce. bilginin demokratiktliği yani isteyen herkesin ulaşabileceği bir noktada olması etkileyici. kütüphaneyi aşırı ciddi bir yer olarak görüp, bulunacağını düşünmeyeceğiniz kitaplar varsa da yüksek ihtimalle o kitaplardan bu kütüphanede var. diyelim yemek yapma konusunda uzmanlaşmak istiyorsunuz. burada aklınıza gelmeyecek kadar çok çeşitte ve güzellikte kaynaklar var. ya da kedi bakımı, işletme veya bina statiği… ücretsiz ve kapısı herkese açık bu kütüphane kısa sürede keşfedilemeyecek büyüklükte. ilk kat gençlerin oyunlar oynadığı, kendi aralarında eğlendiği bilgisayar laboratuvarı, sonra süreli yayınlar katı, fen bilimleri katı, sosyal bilimler katı diye devam ediyor. her katını gezemedim ama uzun uzun vakit geçirebileceğimi, huzur bulacağımı hissettim. şehir halkına kıskançlıkla karışık duygular besliyorum!!!


  

buckingham fountain

image

image

parklar

image

image

image

şehrin, gökdelenlerin yapmacık dünyasının baskısı yok bu şehirde. çünkü istediğiniz an kendinizi atabileceğiniz bir doğa parçası, park bulabiliyorsunuz. göl manzarası yoksa bile kendi peyzajının manzarası yetebiliyor. farklı parklarda rast geldiğimiz bu sevimli köpekler bile tek başına keyifle seyirlik… 🙂

  

  

michigan avenue

burası şehrin alışveriş ve piyasa kalbi. tüm ünlü mağazaları bulabileceğiniz downtown’ın kalbine doğru sokulan bu cadde, alışveriş yapılmasa bile şehrin ‘ciks’ tiplerini gözlemlemek için uygun bir yer. bu cadde civarındaki yeme-içme mekanları da bir nebze daha nezih oluyor. şaşırtıcı değil tabi ki !!!

navy pier

santa monica ve san fransisco pierlerinden sonra navy pier çok sönük kaldı bizim gözümüzde. sosyal medyada çok şahane fotoğrafları var ama pazar günü bile pek zayıftı, hediyelik dükkanları dahi cansızdı. etrafında dolaşmak, şehre tersinden bir bakmak için bile uğranması gereken bir yer. çok aç olmadığımız için yiyemedik ama karides meraklıları için bir bubba gump şubesi var navy pier’de.

image

image

chicago theater

meşhuuuuuurr tiyatrosu da bu. gündüz içi de gezilebiliyor sanırım ama biz bunun için vakit de nakit de ayırmamıştık. büyük kayıp mı bilmiyorum ama gece ışıklı hali bile yeterli sembol olmak için. pusula gibi yerimizi, yönümüzü anlamamızı da sağladı.

image

millenium park

image

parklarının en ünlüsü galiba. içinde dünyaca ün salmış sanat eserleri, konser arenası ve çeşitli tema parkları ile botanik bahçeleri olan bu park saatlerinizi sıkılmadan geçirebileceğiniz bir yer. oldukça da merkezi bir konumda. açıkhava film gösterimleri de buradaki konser alanında yapılıyor. farklı fotoğraf kareleri de veriyor, her zevke hitap eder yani. belli dönemlerde festival, fuar ve atölyelere de ev sahipliği yapıyor.

image
image

bean

image

image

anish kapoor’un dehasının örneklerinden biri. her saat kalabalık, her saat farklı ve ilginç fotoğraflar veren bu eser, deriiiiinn düşünürseniz çok şey anlatıyor. mutlaka görülmeli ve altındaki alana girip yukarı bakılmalı..

image

image

ağlayan duvar

image

apollo 13

image

image

sanırım en önemli deneyimlerden biriydi bizim için. açıkhava film gösterimine gittik; güzel bir sürprizle karşılaştık. filmin açılışını ve tanıtımını jim lovell yani tom hanks’in karakterini canlandırdığı astronotun kendisi yaptı. esprili ve sevimli yapısı epey coşku verdi. amerikalıların film izlerken filmdeki her başarıda alkış koparmaları çok da anlamsız olmadı, yerine ulaştı yani 🙂

image

image

image

field museum

bir bütün günü kapatacak etkinlikler için adreslerden biri field museum. dünyadaki orijinal parçaları sayı olarak en fazla olan t-rex sue’nun iskeleti görülmeli mutlaka. taksidermi salonu da etkileyici. birkaç alan mekanı doldurmak için yapılmış gibi zayıf kalsa da yine her zevke hitap eden, çocuklar için de, yetişkinler için de eğlenceli bir yer. hayvanlar, bitkiler, kabileler, kültürler, tarih öncesi ve arkeoloji hakkında öğretici ve ufuk açıcı bir müze.  

  

müzenin açıklamasına göre 1900’lü yılların başında insanların insan dışı canlıları tanıması için oluşturulan taksidermi kolaksiyonu hala sergileniyor ve çoğaltmak için hayvan avlamak yerine hayvanat bahçelerinde ve doğal ortamlarında eceliyle ölen hayvanları kolaksiyona katıyorlar. avuntu gibi de olsa doğru olduğuna inanmak istiyorum. ayrıca ayaklarından asılı puma da biraz eleştirel bir yaklaşımla sergileniyor. zamanında amerikan hükümetinin katır geyiği populasyonunu korumak için pumaları katledercesine avlamasını eleştiriyorlar.


 

art institute of chicago

şehrin göbeğinde oldukça önemli sanatçıların eserleri, çeşitli kültürlerin eser-ürün ve sembolleri, çok çeşitli alanda çok çeşitli kolaksiyonların bulunduğu, sanat, kültür ve tasarım alanında geçmişten günümüze önemli bir panorama sunan bu müze 25$ giriş ücretini fazlasıyla hak ediyor. ama benim gibi 2 saate sığdırmaya çalışmayın; müzeyi harcamayın…

  

  
 

chinatown

  


 

sonunda bir chinatown gördüm ve bir daha görmek istemiyorum. gördüğüm en pis ve rezil yerdi diyebilirim. o bayıldığım evler ve güzel sokaklar o kadar bakımsız, düzensiz ve pis ki… vitrinlerde can cekişmeye bile yer bulamayan hayvanların fotoğraflarda bile vitrin kirliliğinden görünmemesi, istiflenmekten boğulan balıkların satılması, bir gıdım hareket alanı olmayan kaplumbağaların yenmeyi bekleyen ölgün gözleri, iğrenç kokuların sokağa kadar geldiği market ve dükkanlar, müthiş pahalı hediyelikçiler… özetle berbat!! buradaki çileli sincaplara da acıdım 😦

  



jordan

basketbolseverler olarak chicago’lu jordan’ın bulls salonu önündeki heykelini görmeliydik ama iki fotoğraf çekmek için büyük risk aldığımızı gidince fark ettik. blue line ile buraya gelinebiliyor fakat pek tekin bir mahalle gibi görünmüyordu. nitekim evsizler tarafından bıçaklandığını ve soyulduğunu iddia eden bir genç bizi epey huzursuz etti. sokaklarında bu kadar polis ve özellikle köpekli polis dolaşan yerler pek tekin değil; bunu anladık. polisleri görünce şöyle diyorduk: “kötü haber, güvensiz bir yerdeyiz. iyi haber, polis var; ona sığınırız.” trafikteki bir kavgaya müdahale etmekten çekinen polis görmek biraz motivasyon kırıcı olsa da… 🙂 😦  

  

lincoln park zoo

bir daha hayvanat bahçesine gitmeyeceğim diyordum. bu hayvanat bahçesi ücretli değil, yani parkı gezince hayvanları da görüyorsunuz bir yandan. ve ücretsiz bir hayvanat bahçesi için çok bakımlı, temiz ve çeşitliydi. elbette hayvanların esaret altında olduğu gerçeğini değiştirmiyor fakat maddi olarak buna destek vermemiş olmakla avunuyorum işte…

   


  

4th of july

4 temmuz’u orada geçireceğimiz için çok heyecanlıydım. gidilen ülke için önemli bir günü yerinde yaşamak benim için önemli. fakat beklentileri yükseltmemek gerek. bir kere bütün gün için sade planlar yapmak lazım. restoran dahil mekanlar, bazı müzeler, dükkanlar çoğunlukla kapalı oluyor. akşam insanlar özellikle sahilde konuşlanıp yer tutuyor havai fişek gösterisini izlemek için. biz de tuttuk, saatlerce bekleyip bekleyip bizde düğünlerde yapılan kadar bir ‘gösteri’ görmek bizde şok etkisi yarattı. bizim düğünler mi abes, onların kutlaması mı bilemedim. 🙂 bir blogda bu gösterilerin bizdeki 29 ekim gösterilerinin yanında sönük kaldığını okumuştum ama bu kadarını beklemiyordum. instagram fotoğraflarında müthiş görünen görüntülerin bizim izlediğimiz gösteriden çekilmiş olmasına da inanamadım.. gösteri sonrası insanların topluca koşturması endişe vericiydi. sürekli itfaiye sirenleri çalan bir şehir olduğu için yangın çıktığını filan düşündük. sonra sabah metro durağında gördüğümüz uyarı geldi aklımıza. akşam metro seferlerinde yoğunluk olacağı yazıyordu. biz de metro kullanacağımız için koşturmaya başladık. ve ana caddede arabaların durmasına sebep olan insan selini görünce film kameralarını aradı gözüm. felaket senaryosu sahnesini çekmek için ideal şartlar oluşmuştu. arkamıza bir iki alevli efekt ya da bir godzilla yapıştırıverseler olurdu yani. figurana bile gerek yok ve oldukça gerçekçi.. 🙂

    

  
 

herkes amerikan bayraklarıyla dolaşıyordu ama özellikle şort ve pantolonlardaki bayrakların çokluğu dikkatimi çekti. bizde bayrağa hakaret olarak algılanabilecek bu durum, insanların çığlık ve alkışlarla bu kişilere ‘süpersin dostum’ demelerine sebepti. bakış açısı farkı net olarak görülüyordu. hangisinin doğru olduğunu veya herhangi birinin yanlış olup olmadığını tartışmıyorum; tartışmaya değer de görmüyorum. ama benim için ilginç bir gözlemdi.

powell’s

portland’daki kadar büyük olmasa da tasarım için ayrı bir bölüm ayıracak kadar büyüktü. ve gezmesi çok keyifli bir yer. çalışanlarına çok özendim. yola çıkacağımız gün çantaları, bavulları son haline getirip çıkmış olmamıza rağmen dayanamayıp üç kitap aldım. almalıydım çünkü tezle ilgiliydi !!! piyasa fiyatının onda biri fiyatına ve ikinci el olduğunu asla anlayamayacağınız kalitede kitaplar… atatürk ile ilgili bir kitabın ön plana çıkarılması hoşumuza gitti ama hindistan başlığı altında yer almasını nasıl değerlendirelim bilemedik. powell’s candır!!

  

  

frank lloyd wright

frank lloyd wright’ın evini ve ofisini görmek isterdim elbet ama ticari kaygılara yenik düşmüş bir başka turistik  nokta olarak değerlendirdim kendisini. evin bulunduğu oak park’ın sokakları ve buradaki evler bizim için yeterince doyurucu bir görsel şölendi. havaalanına yetişecek olmasak elimizdeki broşürde görünen açıkhava sanat eserlerinin peşine düşecektik. yolunuz düşerse siz muhakkak yapın..

   

oak park

  

  
  

oak park’ta bu dondurma yenmeli, mekanın adını hatırlamıyorum ama lloyd wright’ın evine yakındı. külah gözümüzün önünde pişti ve soğutuldu, dondurma da enfesti..

göğsümüzü kabartanlardan.. bir müzik aletleri mağazasından..


  e ‘popular demand’ yani, yapacak birşey yok 🙂

mutfak tembelliğinin kanıtı..

lego mağazasının çekiciliği 🙂


bazı evlerin evcil tavşanı olması, bahçesinden çıkmaması ne güzel…

  metro istasyonu müzisyeni. teyzenin enstrüman ağızlığı pek enteresan..

 meşhur itfaiye departmanı..

keşifle, geziyle…

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s