chicago-ulaşım ve konaklama…

uçuş

kredi kartı puan sistemiyle daha ekonomik hale getirmeye çalıştığımız için uçak biletini thy’den aldık. bu da aktarmasız-direkt uçuş anlamına geliyordu. 11-12 saatlik yolculuk sanki 2 saat gibi geçti. çok rahattı, aktarmasız amerika uçuşu büyük nimetmiş 🙂 tv konsolunda çok iyi ve yeni filmler ve müzikler vardı. son oscar adayı filmlerden tutun daha eski tarihli filmlere kadar zengin bir arşiv vardı. yemekler çok lezzetli, ikramlar mutlu ediciydi. 
image

metro hatları

şehrin kalbi olan loop’tan geçen 8 tane metro hattı var. herbirinin adı bir renk ismi: blue line, green line, red line, vs.. ve şehrin dört bir yanına dağılıyorlar. o’hare havaalanından kalkan blue line mesela. çeşitli noktalarda aktarma yapılabiliyor. trafik derdine girmemek için tercih edilesi.. metro reklamlarında gördüğümüz kurt seyt ve shura ile suleiman reklamları gurur(!) ve şaşkınlık karışımı hisler içinde bıraktı bizi. amerika’da meksika tv’lerinde izleniyoruz haberiniz olsun 🙂
image

image


metro istasyonları

istasyonlar acayip pis ve çiş kokuyor. basık ve karanlık ortam, her an bir korku ya da aksiyon filminin içinde kalacağım hissi uyandırıyor. tren beklerken en az iki evsizin hikayesini dinlemek durumunda kalabiliyorsun. trenler de bizdeki hafif metro gibi, yer yer gün ışığına da çıkıyor. ama istanbul’un metroları çok daha temiz ve nezih kalıyor onların yanında.

loop

loop şehrin downtown’ına denk gelen diyebileceğim, ulaşım hatlarının kesiştiği, bir dikdörtgen şeklini alan döngüsel görüntüsü sebebiyle adını almış olan yer. yolunuzu kaybettiniz, gideceğiniz yere nasıl gideceğinizi bilmiyorsunuz, internet-navigasyon-şarj yok; yapacağınız şey loop’a giden bir araç bulmak ki çok zor değil. sonra da gideceğiniz yere giden araca binmek.

havaalanı

los angeles havaalanı ile kıyaslanınca daha küçük ve anlaması kolay bir liman o’hare. vize memurları da çok daha sakin ve sıcakkanlı. geçen sene sorguya çekilir gibi strese sokulduğumuzdan tedirgin yaklaştık bankoya ama chicago bizi sıcak karşıladı.


tabanvay

9 günümüzü tabana kuvvet deyip yürüyerek geçirdik. şehir merkezinde dolaşmak bile sağlam antrenman istiyor. bu memlekette yediğimiz herşey yağ depomuza katkı diye düşünerek otobüsle gidilebilecek mesafeleri bile yürüyerek bir denge kuralım dedik. akşam uykumuzun çabuk gelmesinin tek sebebi jetlag değildi yani. ama yorgunluktan bayılıp uyumak jetlag i çabuk atlatmaya da yardımcı oldu bir yandan. şehir yürümeye çok uygun, düzayak. pek yokuş hatırlamıyorum; ayrıca çok yeşil ve güzel manzaraya sahip. her köşede bir heykele, sanat eserine, önemli bir yapıya rastlandığı için de yürüyerek gezmek daha mantıklı oluyor. bir şehri herşeyiyle tanımak için de yürümek çok önemli. lokaller ne giyer, nasıl konuşur, nasıl davranır görmek için ideal.

trolley

yürümek istemem ama etrafı da göreceğim diyorsanız kullanabileceğiniz birşey trolley. biz binmedik, turistik birçok şeyi yapmadığımız gibi. çünkü verdiğimiz paraya acıdığımız bazı turistik etkinlikler oldu. trolley de her tavsiye listesinde görülenlerden biri. biz denemedik ama keşkemiz, pişmanlığımız da yok.

deniz taksi

bunu da kullanmadık ama ihtiyaç duysak kullanmak isteyeceğimiz birşeydi. diyelim ki parktan kaptırıp yürüdünüz, field museum a kadar geldiniz. yoruldunuz tabi haliyle, otobüs-trafik derdi çekmek istemiyorsunuz. atlıyorsunuz bir deniz taksiye ya da bizdeki motorlar gibi deniz dolmuşuna, navy pier’e deniz yoluyla (aslında göl ama deniz gibi görünüyor) ulaşıyorsunuz. pratik ve eğlenceli olabilir, güzel fotoğraf karelerine imkan vereceğini de düşünüyorum.

şehir planlama

işte bu konuda hayran kaldık şehire. bilale anlatır gibi şehir kurmuşlar adamlar. kaybolmak için çaba sarfetmek lazım. tabi bir harita ya da navigasyon eşliğinde demek istiyorum 🙂 caddeler şehrin dört bir yanına uzanıyor. her caddenin doğu, batı, kuzey ve güney yakası var. bildiğiniz bir caddenin bir yakasından kaptırıp gitseniz merkeze ulaşırsınız herhalde. blokların yerleşimi ve numaralandırılması da sabit. elinizde bir harita varsa kimseye birşey sormanıza gerek yok. ona rağmen biz haritaya bakarken “bir yeri mi arıyorsunuz. yardımcı olmamı ister misiniz?” diyenlere de rastladık. metro duraklarının ismi de bulunduğu caddenin ismini almış. örneğin clark/lake durağı clark ve lake caddelerinin kesiştiği yerde bulunuyor. böylece nerede ineceğinizi, nereden bineceğinizi daha kolay kestirebiliyorsunuz.


google maps

hayat kurtardı. 3g olmadığında bile wifi olan bir yerde haritayı yükleyip, gps aracılığıyla kullandık. fakat internet olduğunda gideceğiniz mekanın açık olduğu saatleri, gidenlerin yorumlarını, fiyat derecesini de görebiliyorsunuz. restoran arama uygulamalarına hiç ihtiyaç duymadık. bir yere gitmek için kullanılabilecek toplu taşıma alternatifleri, tren ya da otobüslerin kaç dakikada bir geçtiği, hangi saat aralıklarında çalıştıkları gibi bilgilere de ulaşabiliyorsunuz. sokakların ve mekanların fotoğrafları, 3 boyutlu görünümleri aradığınızı bulmanızı da kolaylaştırıyor.


avondale

kaldığımız bölge avondale olarak geçiyor. airbnb ile ayarladık konaklamayı; onunla ilgili yorumlarım aşağıda. avondale görece nezih bir mahalle olarak biliniyor. chicago’da suç oranı yüksek olduğu için konaklamayı ayarlamadan önce suç oranı haritasına bakmakta fayda var. ve chicago’da konaklama oldukça pahalı. merkezde konaklamak için ciddi bir bütçe ayarlamak gerekiyor. bu yüzden airbnb’ye baktık. blue line ın da kaldığımız eve yakın olması önemli bir avantajdı. ev sahibi justin için de güzel yorumlar vardı. tercihimizi buradan yana kullandık. 
image

metrodan indiğimizde bir köprünün altından geçip eve öyle gitmemiz gerekiyordu. bu köprünün altında yüzlerce güvercin ve çokça evsiz yaşadığını görünce konaklama tercihimizden pişman oldum bir anda. her gün güvercin pisliği ve çiş kokusu eşliğinde bir sürü evsizin arasından nasıl geçeceğimizi düşünmeye başladık. fakat hiç problem yaşamadık. hiçbir evsizin tacizine uğramadık. hatta onlar evsiz değildi de sanki orası onların eviydi. fakat bu rahatlığa erişmek için 2-3 gün geçmesi gerekti. köprünün altındaki baykuş grafittisini biraz geç fark etmemin sebebi de bu tedirginlik olabilir 🙂
image

image

evin bulunduğu sokak çok güzeldi. filmlerde gördüğümüz tipik amerikan sokakları gibi. evlerin bahçeleri çok bakımlı ve güzel, hatta domates, kabak ekenler var-birisi de bizim kaldığımız ev- barbeküler, bahçe süsleri, köpekler çok özendiriciydi. evin yakınında target alışveriş merkezi, onun kampüsünde de ufak tefek birkaç dükkan vardı. metro durağına yakın tarafta da walgreens, subway, best buy, five below gibi marketler var. ve ödüllü burgerci kuma’s corner a da yürüme mesafesinde. 🙂 

ne kadar içimiz rahatlamış da olsa akşam geç döndüğümüzde tedirgin oluyorduk. çok geç kalmamaya özen gösterdik. bu açıdan loop’taki otellerde kalmak daha avantajlı tabi.

airbnb

ekonomik olarak airbnb kullanmaya mecbur kaldık. hem tedirgin hem de heyecanlıydık. özellikle benim gibi insanlardan korkan biri için büyük cesaretti yabancı bir ülkede hiç tanımadığım birilerinin evinde kalmak. güvenlik anlamında hiç sorun yaşamadık. ama kültürel farklar olduğu bir gerçek ve orada kalmak için para ödediğinizde sorun olarak görebiliyorsunuz bu farkları. bizim iletişim kurduğumuz kişi justin’di, fakat işleri çok yoğun olduğu için onunla çok az karşılaştık. ev arkadaşı becky biz oradayken hep evdeydi ve onun soğukluğu ve rahatlığı bizi epey rahatsız etti. bizim için bir anahtar dış kapının yanındaki saksının altına bırakılmıştı. eve girdiğimizde evdeki iki tatlı kedi verilebilecek en mantıklı tepkiyi verdiler. şaşkınlık içinde bir bize bir birbirlerine bakıp “ulen tanıyor muyuz bunları? kim bunlar?” der gibi baktılar. becky de dizi izliyormuş, kapıdan ben göremedim. mr. husband görmüş, kız şöyle bir dönüp elini kaldırmış ve dizi izlemeye devam etmiş. e insan huzursuz oluyor yani. ismimizin yazılı olduğu bir not vardı odamızın kapısında, oraya girdik ve çıkmak istemedik genelde. pek sohbet etmeye gönüllü de değildi becky. mecburiyetten sorduğumuz sorulara da çok kısa cevaplar veriyordu. biraz kendimi istenmeyen misafir gibi hissettim açıkçası.
image

hadi onu boşverelim dedik. banyo kapısının arkasında asılı iç çamaşırlar, kenar köşede yüzyıldır alınmamış toz da hadi alışkanlık ve kültür farkı olsun. ama temizlik için ayrıca para ödediğimiz bir evde de 9 gün boyunca banyo-tuvalet temizliğinin yapılmaması çok titiz olmamama rağmen rahatsız etti beni. özellikle 4 temmuz gecesi banyo küvetinde siyah ayakizi lekeleri vardı ve ayrılmadan önce son kez duş almam gerekiyordu, zorlu bir deneyim oldu benim için. belki bir amerikalı için normal sayılabilir bu saydıklarım ama belli takıntılarınız varsa airbnb kullanmamanızı ya da boş ev kiralamanızı, birileriyle beraber kalmamanızı tavsiye edebilirim.

justin daha önce istanbul’a gelmiş, o yüzden bizimle iletişim kurarken “hoşgeldiniz, merhaba, günaydın, teşekkür” gibi kelimeler kullanıyordu. biz de giderken ona türk kahvesi götürdük. justin becky’ye göre daha sıcakkanlı ve yardımcı olmaya çalışan bir tipti fakat dediğim gibi onunla pek görüşemedik. varlığından en mutlu olduğumuz canlı boobo idi. nana çok çekingen, hiç yaklaşmayan bir kediydi. boobo da çekingen ama merakına da yenilip arada bizi tanımaya çalışıyordu. polidaktil pati yapısından dolayı ben ona miss glove diyordum 🙂
image

ventra card

bizdeki akbilin muadili. şehirde arabayla gezmiyorsanız muhakkak edinmek lazım. oteliniz merkezdeyse bile merkez dışında da gidilip görülesi yerler var. buralara ulaşım için ventra card a ihriyaç duyulacaktır. bakiye yükleyebildiğiniz gibi günlük, haftalık, aylık sınırsız biniş gibi seçenekeleri var. biz haftalık doldurduk. sadece metrolara biniş haftalık 28$ dı. bir de pace isimli seçenek var, o da 33$, hem metro hem otobüs kullanabiliyorsunuz. tercihimiz pace oldu ve çok da iyi oldu. bazen iki metro durağı arasında bile otobüse bindik ya da metro durağının gideceğimiz yere uzak kaldığı durumlarda otobüs kullandık. ventra card bir tür kredi kartı, kart parası 5$. kart sabit, istediğiniz özelliği kiosktan karta yükleyebiliyorsunuz. biz kartı almak için kiosku kurcalarken bir çift yanımıza yaklaştı ve evlerine döneceklerini, kartlarını bize vermek istediklerini söylediler. parasını da kabul etmediler. chicago’ya ayak bastığımız gün böyle güzel bir jestle karşılaştık ve çok hoşumuza gitti. biz dönüşte havaalanına arabayla gideceğimiz için kartı kimseye hediye edemedik ama justin’e bıraktık bizden sonraki misafirleri için..
image

araba kiralama

gitmeden önce bir günümüzü premium outlete ayırmaya karar vermiştik. 4 temmuz’dan dolayı da indirim olacağını düşünerek dönüşten önceki gün premium’a gider, havaaalanına da arabayla gideriz dedik. iyi bir plan gibiydi ama bize fazla pahalıya patladı. keşke airbnb’nin araba versiyonunu araştırsaydık dedik. mutlaka vardır.. araba kiralama (thrifty’den kiraladık) bizi resmen soydu. vergiydi sigortaydı derken daha önce ödediğimiz 100$, 200’e doğru hareketlendi. bir de paralı yolun gişesinin anayolun dışında olması gişeyi kaçırmamıza sebep oldu. normalde amerika’da ikamet eden birinin online olarak 4$ ödeyerek halledebileceği ceza, bize kiralama şirketince 25$ civarında bir cezaya dönüştürüldü. 1,5 günlük araba kirası 200$ a gelirken ödediğimiz benzin parası 9$ dı. şaka gibi… geçen sene avis ile ne de güzel anlaşmıştık oysa ki.. araba kiralama işini iyi araştırmak lazım. indirimli aldığımız ürünlerin farkını ve hatta fazlasını araba kiralama şirketine bağışlamış gibi olduk 😦

chicago’da yemek ve etkinlikler ile ilgili de en kısa zamanda yazmaya çalışacağım..

keşifle…

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s