feylezof monologları-4: kitap takıntısı…

sanırım en çok kafamı meşgul eden takıntım bu. takıntı, çünkü öyle çılgınlar gibi kitap okuyan biri olup da alçakgönüllülük edeceğim diye kendime haksızlık eder gibi görünme çabasında değilim. gerçek kitap çılgınları nasıl oluyor biliyorum; ben o hızda ve sayıda okuyamıyorum henüz ama arttırmak için kendime motivasyon kaynakları bulmaya çalışıyorum. takıntı olmasının sebebi kitap alışverişi konusunda kendimi durduramamam: “aaa fuar var, indirimli olur; bütün sene bir daha kitap almam” “e sanal fuar da varmış; %40 indirimi bir daha bulamam” “bunlar tez için lazım, akademik yatırım!” “kargo ücreti bir kitap parası, ben en iyisi 50tl’ye tamamlayayım” cümleleri ve sürekli kendimi kitap alırken bulmam.. iyi birşeymiş gibi durduğunun farkındayım ama ihtiyacı olmadığı halde çanta alan kızlara döndüm. o kadarını okuyacak vakit bulamıyorum. sırf birazını eritebileyim diye yıllık izin alıp inzivaya çekilmeyi bile düşünüyorum. hepsini de okumak istiyorum; ölü yatırım değil yani, ama okumadıklarım birikirken yenilerini almak artık mantık dışı gerçekten. yeni adetim de şu: bir kitabevi/yayınevinde görüp beğenip de keşfettiğim kitapları internette daha ucuz da olsa bulduğum yerden almak. böylece o müessesenin de emeği karşılık bulmuş oluyor (aklım sıra). daha müsrifçe görünüyor ama benim durumumda daha mantıklı hale geldi. delirip 8-10 kitap birden alamıyorum. hem finansal açıdan hem de taşıması çok zor; tabi yanımda fuara götürdüğüm gibi tekerlekli bir çanta yoksa 🙂

kitap okumak bir keyif tabi ama seçmek, karar vermek, kargosunu beklemek, kutusunu açmak, iç kapaklarına tarih atmak,… daha bir keyifli. sırf bunlar için daha çok kitap alıyorum, özellikle depresif zamanlarımda. öte yandan müsrifliğimden utandığım ve mr. husband’ın söylenmelerinden çekindiğim için de daha çok okumaya zorluyorum kendimi. hayırlara vesile oluyor olmasına da kredi kartı çok hayırlı haberlerle gelmiyor ay sonunda :/

kitapla ilgili tek takıntım hunharca satın almam değil. insanların ne okuduğunu merak etmem var mesela. istanbul’a gözüm trafikten ve uzun yoldan korkutularak gelmiştim ve toplu taşımada geçen tatsız süreyi -biraz da gözümü korkutanlara inat- kitapla değerlendirmeyi öğrendim. artık sabah 20, akşam 20 dakikalık metro yolculuklarında kitap bitirir olmuştum. öyle ki metroda bir arkadaşla karşılaşıp da kitabı okuyamazsam kendimi tuhaf hissederdim. 10 yıldır istanbul’un toplu taşımasında gözlemlediğim; yolu kitap okuma fırsatına dönüştürenlerin sayısı ciddi şekilde arttı. elinde kitap gördüğüm insanın ne yapıp edip kitabının adını öğrenmeye çalışmamsa biraz utandığım biraz da keyif aldığım bir huyum oldu. kendi huyumu bildiğimden midir bilmem, okuduğum kitabın da kapağının görünmesini engeller biçimde tutma çalışırım. 😀 çok gülünç ama bunları yapıyorum. gözüm çıkacak gibi de olsa çaktırmamaya çalışarak, kapağı göremiyorsam sayfaların üst köşelerinde kitabın adını arıyorum. fark edenler rahatsız olmuştur herhalde bu kaçık davranışımdan..

bir de yön değiştiren takıntılarım var. satır altı çizmez, kitabın herhangi bir yerine kalem değdirmezdim. sayfa kıvırmak, kenar-köşe yıpratmak hala kusurlu hareket benim için ama artık renkli kuru kalemlerle -tezle ilgili okuduğum kitaplarda sadece, yani ileride alıntı yapabileceğim noktaları- satır altlarını çizebiliyorum. tez dışı okumalarımda sözleri bir yerlere not etmek ya da çizmek gibi ihtiyaçlar hissetmiyorum; çünkü bunlar zaten dağınık olan dikkatimi yerle bir edebiliyor. fakat iç kapağa yazdığım bilgiler giderek artıyor:) önceleri adımı “bazen” yazardım. yavaş yavaş kitabı bitirdiğim tarih, kitaba başladığım tarih ve kitabı satın aldığım tarih eklendi. hatta artık kitabı nereden aldığımı da yazıyorum. yakında kitabın özetini iç kapağa yazarsam pek sürpriz olmaz herhalde 😀 galiba bu bilgilerin kaydını tutma alışkanlığı ileride kütüphanemi bir yerlere bağışlayabilme fikri ile aklıma düştü. hatta kütüphaneme ait bir kaşe yaptırmayı bile düşünüyorum. bana ait bir düşünce değil; bir arkadaşımın kitaplarında kendine ait bir damga görünce çok özenmiştim; onu biraz geliştirmeyi düşünüyorum. ve kitapları hiç tanımadığım insanların elinde hayal etmek, onlara kendimle ilgili ufak tefek ipuçları bırakmak hoşuma gidiyor.

kaşesi bile olan bir kütüphaneyi de şimdiden kurmaya başlamam lazım. başlamak diyorum çünkü kendimi bildim bileli hayalim köşe bucak kütüphane. bir odanın ortasında bir aydınlatma elemanı bir de rahat koltuk; ondan gerisi kütüphane. bu şu anda fiziki olarak mümkün değil fakat bunun için bir modüler kütüphane tasarımı fikrim var. o yüzden ufak ufak yatırım yapmak mümkün. okumanın keyfi ile yarışan başka bir keyif de kitapları düzenleme ve yerleştirme keyfi. bazı kitapları renklerine, bazılarını yayınevlerine, bazılarını konulara, bazılarını da yazarlara göre gruplamak istiyorum ama en ve boy sıralamasını da koruyarak!! raf sisteminde bu pek mümkün olamıyor tabi. modüler kütüphane sistemiyle bunu da çözebileceğimi umuyorum.

‘okunacak çok kitap var’ baskısı takıntımı daha da körüklüyor. başka şeylere vakit ayırınca bir tür suçluluk hissediyorum ama bir kitap bitince de ‘şimdi ne okusam’ diye kitaplığın karşısına geçip ‘seç-beğen-al’maca yapmak çok keyifli; azıcık da gururlanıyorum yalan yok 🙂

kitaplarla…

Advertisements

7 comments

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s