feylezof monologları-3: şiir-roman-öykü-deneme…

çay-kahve monologunda da bahsetmiştim, kafamda kendimle ilgili bir tanım var ve o tanımlı kişinin sevmesi kuvvetle muhtemel şeyler var ama fiziki ben bunları sevmiyorsa bir şaşırıyorum bir şaşırıyorum ki sorma gitsin 🙂 eskiden beri beni de, yakın çevremi de oldukça şaşırtan şey benim şiir sevmemem! evet; kitap, dergi -hatta edebiyat dergileri-, blog okumayı seviyorum da şiir okumayı sevmiyorum. bir-iki şair var belli başlı şiirlerini sevdiğim, onlar da düz yazıya yakınsayan şiirler yazıyor bana göre. nazım hikmet, can yücel gibi.. yani şiir konusunda yetkin bir zevkim yok. yoksa yok ne olmuş yani? herkes herşeyi sevecek diye birşey de yok.. ama sorun şu: şiir konsept olarak tam da benim sevebileceğim birşey! az lafla çok şey anlatabilmek için biraz parlak bir zeka olmalı, sonra onu anlamak için de benzer bir parıltıya sahip olunmalı. anlatılan veya hissedilen neyse yoğun olmalı ki güçlü bir etkisi olsun.. e işte tam bana göre, peki ben neden sevmiyorum şiiri?

ilk etken şiirin edebiyatın tabusu haline gelmiş olması. yani ortamlarda “ben şiir sevmiyorum” deme çekincesi yaratacak bir baskı hissetmem. “nasıl şiir sevmezsin?” “edebiyattan hiç anlamıyorsun galeba??” bakışları anarşik bir tepki oluşturuyor galeba(!) bende. yahu olamaz mı?!?!?!? sıkılıyorum işte okurken. diğer bir etken de şiir olacağım derken yapmacıklıktan ölen cümleler beni rahatsız ediyor. sosyal medyada dolanan ‘veciz söz(!)’ çılgınlığı da çok itici. halbuki düzyazıda nasılsa yerim çok deyip rahat rahat, salına salına yazıyor yazar. o rahatlık ve sakinlik beni de rahatlatıyor. öykü ile barışmam da çok yakın zamanlara rastlar benzer sebeplerden. az laf, çok etki ama sade ve huzurlu olursa.

denemeye gelince; en sevdiğim bu olabilir. yazarın fikirleri kadar bende uyandırdığı soru sorma ve sorgulama hissi mutluluk verici benim için. yolda yürürken, duş alırken, yemek yaparken, vs. kendi kendime devam ettiriyorum o tartışmayı. hatta bazen durumun muhatabı karşımdaymış gibi kavga ediyorum kendi kendime. eh deliliğin yanlış ya da saçma olmadığının, hatta olumlu ve ayırıcı bir özellik olduğunun örneklerle kanıtlandığını düşünüyorum; dolayısıyla deliriyor muyum diye endişelerim de ortadan kalktı.

fakat şiirle olan hesaplaşmamı bitiremedim. diğer üçünden aldığım keyfi verebilecek potansiyeldeyken neden bu mesafe? geçenlerde beat kuşağı ile ilgili bir yazı okudum bir yerlerde ve bir hareketin, akımın, davranışın arkasındaki mantığı öğrenince bunların sonucunda ortaya çıkan eserlerin de daha anlamlı gelebileceğini düşünmeye başladım. (beat kuşağı ile ilgili tam olarak bir bilgiye sahip değilim hala) bundan hareketle de şiirdeki hareketlerin, akımların da şiir konusunda aydınlatıcı olabileceğini düşündüm. soyut sanat gibi; anlaması zor, anlaşılabilirse de oldukça etkileyici. hoş soyut sanata da pek yakın değilimdir ama kararım iyice tanıyıp sonra karar vermek; her ikisi için de. 🙂 zor olması da ayrıca çekici ! 😀

böyle böyle kendime iş ediniyor, kendimi oyalıyorum. fena da olmuyor hani. ona buna kafayı takıp birilerine sataşmaktansa güzel güzel geçiniyorum kendimle 😀

faideli tartışmalar ve keşiflerle efenim…

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s