feylezof monologları-1: çay-kahve…

sebep 30 yaş eşiği midir bilemem ama değişik bir dönem yaşıyorum. sürekli bir sorgulama halindeyim; bu ilginç değil ama sorguladığım şeyler komik geliyor bazen. bazı nesnelere veya durumlara olan yaklaşımımın nasıl değiştiğini izliyorum mesela sanki onu yaşayan ben değilmişim gibi ve bazen çok acımasız bir eleştirmen olabiliyorum. mesela son zamanlarda üzerine düşünüp deriiiinnnn felsefik boyutlarda gezinip çapraz sorgulardan geçirdiğim konular çay-kahve, sanatsal film-hollywood filmi, şiir-öykü-roman-deneme ve kitaplara olan yaklaşımımdı. bir de bunlar üzerinden karakterimle ilgili çıkarımlar yapıp rahatladım. böyle yazınca hatta yazmadan sadece düşününce bile komik geliyor ama buna ciddi bir mesai harcadım ve bundan tuhaf bir keyif aldım. uzun zamandır yazmak da istiyordum belki burada bir derleyip toplama şansım olmuş olur 🙂

çocukluğumdan beri çaya mesafeli durur, kahveye hiç yaklaşmazdım. her denemem hayalkırıklığı ile sonuçlandı. sıcak şeyleri sevmediğimden diye düşünüyordum ki etkenlerden biri gerçekten de bu. fakat çorba ve yemekleri ılıdığında içebildiğimi görünce çay-kahvede başka birşey var dedim. bir de çay-kahve içmeyen bir insan olmak çevre için çok şaşırtıcı ve bir o kadar rahatsız edici birşey. önce inanamıyorlar: “peki bitki çayı?” “3’ü 1 arada?” sıcaklarla aram olmadığını duyunca “o zaman ice tea! ya da soğuk kahve de yapabilirim?” hmmm. yok sorun sıcaklarla değil o zaman. sorun çay ve kahve ve de gayet kabullenebileceğim bir durum; çok rahat.. uyanmak için hiçbirine ihtiyacım yok, uykusuz kalmak için de. birşey yemek için onları içmeye ihtiyaç duymuyorum, demlemekle-pişirmekle uğraşmıyorum, vs. ama ikisinin de kokusunu çok seviyorum. ve kokusunu sevdiğim birşeyin tadını sevmemek bana ters geliyor; karakterime ters!! 🙂

dikkat kesilip çay-kahve deneyimlerimi gözlemlemeye başladım. kahveyi hep sütlü içiyorum; starbucks latte kahve bazlı değil de süt bazlı bir içecek olduğundan rahat içiyorum ama kahve gibi gelmiyor. birkaç farklı latte denemesinin ardından ciddi anlamda severek içtiğim kahveyi nero’da buldum. koku, oran, tat ve yoğunluk!! hah evet işte! sihirli kelime yoğunluk:) o tadın ağırlığını kıvamda bulamayınca kalite hissini kaybediyorum!!!?%)(!??  yani bir tozun, yaprağın sulandırılmış halini içmek sanırım tat ve koku algılarımı aynı şekilde tatmin etmiyor. türk kahvesinde ağza gelen telve de aynı hissi yaratıyor bende. ya sulandırılmış bir toz içiyorsun ya da o tozun ağırlaşmış, birikmiş halini yiyorsun!

bu derin(!) çözümlemeden sonra sütün kahvede önemli rolünü keşfetmiş oldum ama çayda pek işe yaramadı; hiç ingilizlik bulamadım damağımda. çay konusunda çalışmalarım devam etmekle birlikte hiç içmediğim kadar kahveyi son birkaç ayda içmiş oldum. italian coffee forever 🙂

son aylarda kafamın içindeki feylezof monologları işte bu tadda 🙂 diğer meseleler için ayrı başlıklar açayım ve destansı postlara sebebiyet vermeyeyim.. 🙂

sorularla ve keşiflerle..

1 Comment

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s