blog iç hesaplaşması…

blogu yeniden canlandırmak bana çok iyi geldi. son iki senedir neden artık yazmıyorum diye kendi kendime hayıflanıyordum. tekrar blog araştırmaya ve okumaya başlayınca hayattaki her şeyden, gezdiğimden, gördüğümden, yediğimden-içtiğimden yazabilirim diye heveslenip başladım yazmaya. fakat daha önce de blogda kendimle tartıştığım gibi bir yandan hala saçma geliyor bunları yazmak. birilerinin deneyimlerini okumak çok keyif verse de yazarken kendimi çok ‘aptal’ hissediyorum. başta çok hevesliyken hatta yazmak için(!) tiyatroya, sinemaya, seyahate gidiyorken; şimdi ‘yazacaklarım listesi’ yaşlanırken onları yazma hevesim kayboluyor. evet bunlar için bir liste tutuyorum google keep’te. testosteron oyunu, bale gösterisi, yan flüt konseri, evde denediğim pizzadilla tarifi, vs. diye devam eden listemi ‘sıfırla’dım. bunca zamandır bunları yazmadıysam zorlama bir yazı olmamalı; içimden gelen neyse onu yazmalıyım diyerek bu yazıya başladım. devamı nasıl gelecek bakalım:)

tam bir ‘hedef inasnı’yımdır. ulaşılmaz da olsalar hedefleri sıralayıp önüme, onlara koşmaya başlarım. başarabilirsem ne ala.. en çok da o hedef belirleme seanslarını severim; tam anlamıyla gaza gelirim. kendi felsefe dünyasında beni analiz etmiş dostum ‘baspinare‘ söylediğinde ilk kez fark etmiştim bu halimi. “hedefi aldın, ona koşturuyorsun; gözün başka birşey görmüyor” anlamında birşeyler söylemişti. galiba aydınlanmıştım o sıra. yani markete giderken de aynı şeyi yapıyordum, proje teslimlerinde de. bir süre sonra aramızda espri konusu olmuştu zaten.

mart ayı başında oturdum yine yeni kararlar aldım. her ay en az 5 kitap, 5 dergi, 5 film, 1 tiyatro, 1 sanatsal etkinlik, 1 seyahat, vs, vs, vs… diye çooookk çok uzayan bir liste. insanüstü birşey yani. ama takvime oturtunca yani teoride mümkün. pilot aylar mart, nisan fena geçmedi. yüzde 70-80 oranında bir başarı yakalamış olabilirim. bunların bir kısmı blogda kayda geçti; bir kısmı yazılacaklar listesinin bir üyesi olarak kaldı. oturup hedefleri revize ettim ben de. bunlardan biri de yazılacakları bitirmekti. fakat sonra ‘niye yazıyorum ki’ lere düştüm yine. bir kitap okuyup ‘konusu bu, şöyle iyi, böyle kötü’ yazmak bazen goodreads için anlamlı gelebiliyor ama oturup da derli toplu bir yazı çıkaramıyorum ondan. veya ‘şöyle bir yemek denedim valla süperötesiydi’ yazınca kendi kendime ‘eee noldu yani?’ diyorum. yanlış anlaşılmasın, bunların yazıldığı blogları okurken çok keyif alıyorum ama yazmak bana uymuyor gibi. ama yazmaya da devam etmek istiyorum.

o zaman küçük çaplı projeler uydurayım dedim ben de. aylık konseptler oluşturup okuma ve etkinlik tercihlerimi o konseptlere göre belirlemek var kafamda. bu konseptlerden biri şehirler üzerine. haziran ayının şehri chicago; ay sonunda yapılacak konferansa da gidebilirsem ‘cuk’ olacak ve gitmeden önce hakkında biraz farklı fikirlere sahip olacağım gibi düşünüyorum. bu şehirle ilgili, bu şehirde geçen, bu şehirde doğmuş birileri tarafından hayata geçirilmiş kitap, film, şarkı, sanat eserleri, mimari ve tasarım ürünleri, buraya özgü yiyecek, gelenek ve ritüeller gibi şeylerle ilgileneceğim mesela. böyle yola çıkınca da ‘algıda seçicilik’ çok iş yapıyor ve her tarafta o şehirle ilgili birşeyler görünür olmaya başlıyor. hadi bu projenin adı da ‘algıda şehircilik’ olsun!!??

dönemler, nesneler, önemli şahsiyetler, renkler gibi konspetler de var kafamda benzer bir kurguda. bakarsınız bu projeler eğlendirir beni ve blog da alır yürür ben de. ya da maymun iştahımla başka birşeylere bulaşırım, kimbilir!!! 🙂

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s