okuyalım, eleştirelim…

öyle iyi eleştirmenler olsa ki yazdıklarını okurken acaba bu eleştirdiği kitaptan mı alıntı, yoksa kendisi mi yazmış dedirtse. sadece kitabı anlatmasa da kendinden de birşeyler katsa. günlük hayattan kısa bir not, bir anekdot, kafasının içinden geçen düşünceler, neyse..

bana bunları yazdıran nazan maksudyan, sabit fikir dergisi yazarı. onun yazılarını sadece anlattığı kitap için okumuyorum; iyi bir yazı da okumuş oluyorum. aynı derginin yazarlarından oylum yılmaz ve burcu arman da okumaktan keyif aldıklarımdan. bu sebeple kitap eleştirirken diken üstündeyim. iyi birşey yazmayı beceremeden nasıl bir yazıyı eleştirebilirim? ama yazı yazarak gelişir diyerek kendimi ikna edip eleştiriyorum. amatörce de olsa yazanın da okuyanın da ihtiyacı olan birşey herkesin eleştirmesi.

bu blog benim “yaşamımda derinlik kazanmış herşeye dalış”ım. dolayısıyla okuduklarım burada olmazsa olmaz. fakat okuduklarımla ilgili düşüncelerimin başkaları için de anlam kazanacağı bir mecrada olması da bir o kadar doğru geliyor. hem de kitabı bitirir bitirmez aklımdan geçenleri döktüğüm için goodreads yorumlarımın samimiyeti daha farklı sanki. bu yüzden ilk elden eleştirilerimi goodreads‘e yazmaya ve onları toplu halde, eklemek istediklerimle beraber buraya kaydetmeye karar verdim.

işte mart ayımın kitapları:

the shark’s paintbrush: biomimicry and how nature is inspiring innovation – jay harman

biyomimikri ile ilgili oldukça bilgilendirici bir kitap. özellikle deniz ekosisteminden esinlenilen ürünlerden bahsettiği için ayrıca ilgimi çekti. fakat reklam ve ticari kaygılar içeren bölümler azımsanamayacak derecedeydi. bu açıdan biraz tutarsız buldum. bir yandan doğayı nasıl koruyabileceğimizden ve sürdürülebilirlikten bahsederken bir yandan günümüzün sürdürülemez yöntemlerine takılıp kalıyor. belki araştırma fonu bulmak veya araştırma yöntemleri konusunda da ‘biyomimik’ yaklaşımlar önermek gerekiyordur?

bilimsel nesnellikten postmodernizme yirminci yüzyılda tarihyazımı – georg g. iggers

tüm odağı, 20. yüzyıl tarihyazımı ile ilgili bilgilendirme olan kitabın kurgusu ve çatısı işlevi için başarılı ancak çeviri dili anlaşılması zor, günlük hayatta pek kullanılmayan ifadelerle dolu, akademik olmaya çalışırken anlaşılmaz olanlardan. ülkede tarihe olan ilginin azlığından yakınılırken tarih vakfı yayınlarının daha geniş kitlelere hitap edebilen ve daha başarılı çevirilere imza atması gerektiğini düşünüyorum. okurken dikkatimin dağılmaması için kendimi zorlamaktan yoruldum..

uyumsuz defne kaman’ın maceraları: su – buket uzuner

kitabı okuyan iki arkadaşım, konusu sebebiyle kitabı okumam gerektiğini söyleyince hatta birisi hediye de edince hemen ilk sıraya alıp okudum. deniz, doğa, yunuslar sebebiyle konu gerçekten tam benlikti. buket uzuner’i de istanbullular’a kadar çok severdim. istanbullular da beni şaşırtmıştı. fakat bu kitap benim için tam bir hayalkırıklığıydı. acaba ben çok mu müşkülpesent davranıyorum derken buradaki (goodreads) yorumlar beni rahatlattı. kitabın başından itibaren buket uzuner hala ortaokul-lise yıllarıma hitap ediyor diye düşündüm. diğer yorumlarda belirtilen abartılı sosyal medya kaygısına katılmakla beraber edebi olarak da bir gerileme olduğunu düşündüm. kurulan cümlelerin de ortaokul kompozisyonlarından fırlamış gibi bir hali vardı. karakterlerin konuşma biçimleri pek gerçekçi değildi. anlatılan hikayenin gerçekliğinden şüpheye düşeceğimiz öngörülerek ikna çalışmaları yapılmış; fakat asıl şüpheye düşüren bazı karakterlerin gerçekliğiydi. çok net bir iyi insan-kötü insan ayrımı vardı ki gerçek dünyada olması kuşkulu bir durum. diyalogların çoğu yapmacık, psikolojik altyapı da pek iyi kurgulanmamış gibi.

şamanlıkla ilgili birşeyler öğrendiğim için mutluyum. fakat edebi yanı ağır basmayan bir kitapta daha çok bilginin olmasını tercih ederdim. naifliğin daha ötesinde, belgesel niteliği daha çok vurgulanan bir kitap olabilirdi. o zaman olumsuz bulduğum tüm bu özellikleri bu kadar göze batıcı olmazdı diye düşünüyorum.
buket uzuner’i çok severim, kişiliği ile ilgili bir bilgiye sahip olmasam da kendime yakın bulurum. bu yüzden bu yorumu yazmaktan çekinmiştim. fakat belki de bir şekilde bu yorumlara erişebiliyorsa toprak romanı için faydalı olacağını düşünerek yayınlamaya karar verdim.

iki şiirin arasında – yekta kopan

okuduğum en iyi yekta kopan öyküleriydi sanırım. okurken kafamda kendi cümlelerimi, öykülerimi yazıyor gibi hissettim. saçma derecede abartılı edebi kaygılarla yazılmamış belli ki. öykülerle yeniden barışmamı sağlayan kitaplardan birisi oldu.

içerdeki kedi – william s. burroughs

okuduğum ilk burroughs kitabıydı. güzel bir tanışma oldu. çok hızlı okunan ve ince göndermelerin olduğu bir kitap. *sel yayınlarından çıkan kitabın kapağını çok beğendim. ‘insan dünyası’ndan kopmaya ihtiyaç duyup daha masum bir dünyanın içine girmek istenen zamanlar için şiddetle tavsiye edilir. ayrıca burroughs’un da tam bir ‘midye’si varmış; çok ortak gözlemlerimiz var. 🙂

eleştirel okumalarla…

Advertisements

One comment

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s