izlenenler…

birikmiş izlenmişler var, hazır klavye başına oturmuşken yazayım hepsini.

birdman

wykn4teocviobd9ylgbc

oscar almış, izleyelim bari diyerek açtık, evde oturup izledik. üzgünüm ama çok sıkıcıydı yahu. imdb yani tamam ben “sinematografi”den anlamıyorum, “sinemasal açıdan” değerlendirmelerim zayıf olabilir, vs. vs. de şöyle çok temel birşeye inanıyorum: bir eser öncelikli görevini yerine getirmeli. yazıysa kendini okutmalı, filmse kendini izletmeli, görsel bir eserse kendine baktırmalı. “ödüllü filmdir, ayıptır” diyerek sonuna kadar bekledik. tamam, sonuna yakın “haaaa, evet herşey bir yerlere yerleşti” dedik ama o noktaya kadar bunaldık resmen. neyse yani, oyunculuklara diyeceğim yok ama ağır filmleri sevmeyenlere (ki ben birazcık severim-ama çok değil) tavsiye edemeyeceğim.

parkta güzel bir gün

parkta

her ay en az bir tiyatro oyunu hedefime ulaşmak için ayın başında biletleri almaya karar vermiştim. bu oyuna da öyle almayınca zaten yer bulmak çok kolay olmuyor. moda sahnesi’ne ilk gidişim. mekan tasarımını, salonu ve sahneyi çok beğendim ve de gururlandım. oyuna gelince, yadsınamaz bir ‘mert fırat etkisi’ var tabi ki. onun adının bu oyuna bilet almamdaki etkisini yadsıyamam ama adam hem yakışıklı hem de iyi oyuncu diye her dediğine gülmeyeceğim elbette. salonda sırf mert fırat’ı görmeye gelmiş genişçe bir kikirdek kız grubu vardı. insanın sinirleri zıplamıyor değil. üç kişilik oyunun diğer iki oyuncusu didem balçın ve volkan yosunlu’nun hakkı yenmemeli zira. oyun başladığında “çok mu çiğ bu oyunculuk ne :(“ derken oyun ilerledikçe mert fırat’tan daha başarılı buldum ikiliyi. mert fırat ile ilgili oyunda fark ettiğim ve daha sonra ekşi sözlük’te de okuduğum şey bir cem yılmaz tiplemesi (arif) özentiliğiydi. adamın oyunculuğunu bilmesek (başka dilde aşk’ta oyunculuğundan çok etkilenmiştim) cem yılmaz üzerinden kendine yol çiziyor diyeceğim; neyse ki tiyatro performansı da takdire şayan. yine oyun sırasında rahatsız olduğum ve ekşi’de de okuduğum bir başka nokta: oyun, kültürel öğelerden yararlanılarak türkçeleştirilirken karakter isimlerinin orijinallerine sadık kalınmış ve bu da samimiyetsiz bir durum yaratıyor. yani bir yanda ‘çekirdek değil çiğdem’ denirken,  arif gibi konuşan bir adam  “corç” “olivya” diye sesleniyor. nerede oyunun metnine müdahale edilip nerede edilmez; teknik olarak benim bildiğim bir konu değil ama sonuç az da olsa rahatsız edici.

oyun tek perde, senaryo çok tanıdık ve sıradan ama oyunculuk ve iyi vakit geçirmek için izlemeye değer. bu arada oyunun açılışını ve kapanışını yapan şarkı oyunu izlediğimden beri kulağımda. güzel şarkı.

ferhangi şeyler

ferhangiseyler-1

geçen hafta dünya tiyatro haftası diye kartal belediyesi ücretsiz tiyatro günleri düzenledi. aman ne güzel yapıyor derken nasıl bir saçmalığın içine düştüğümüzü anlamamışız meğer. baktık ferhangi şeyler geliyormuş; oyun yıllardır oynuyor, adam kavuğun sahibi önemli bir oyuncu, ta karşıdan ayağımıza kadar gelmiş, bir görmek lazım gelir dedik gittik. ama bu deneyimden öğrendiğimiz şey: türkiye’de bedava olan hiçbir şeye gitmeyeceksin!! ne olduğu önemli değil, bedava olunca insanlar çıldırıyor ve birbirine giriyor. bir kere belediye’nin hatası bedava da olsa bilet dağıtmaması. 8’de başlayacak oyun için 7’de kapılar açılıyor, saat 6’da kapıda kuyruk oluşmaya başlıyor. aradan eklemlenmeye çalışan çakallara kızan gözüaçık teyzeler mi dersin, yer kapmaca oynayan 60 yaş üstü amcalar mı dersin, pişkin pişkin başkasının yerini kapan ve yerinden kalkmayan kokoş ablalar mı istersin; hepsi orada. bir de kafasını yana sallayan “cık cık cık, şu hale bak” modeller var. tam bir kabus!! o kadar bekleyince geri dönmek istemedik. bir de yerimizden kalktığımız an canlıyı fark eden zombiler gibi üstümüze gelecek insanlardan korktuk. zaten koltuklardan kalan tüm boşluklar sandalyelerle doldurulmuş, tuvalete gidenin yerini kapmaya hazır panter tipler gözünü dikmiş bekliyor. ve tabi ki kavga kıyamet. sonunda salon doldu fakat ayaktakiler salonu terk etmiyor. anonslara rağmen (resmen kovuldular) hiç üstlerine alınmadan öylece duruyorlar. öyle ki gönüllü çocukcağızlar onları çıkarana kadar oyun başlayamadı.

ikinci hayalkırıklığımsa oyun ve ferhan şensoy ile ilgili oldu. geçen ay ot dergisi’ndeki röportajında bana daha demokrat ve hoşgörülü gelmişti. fakat oyunda gördüğüm adam gereğinden fazla elitist ve herşeye yukarıdan bakan bir adamdı. doğrusunu söylemek gerekirse ben filmlerini pek sevmem, bana çok komik de gelmez fakat entellektüel yanına saygım vardı. filmlerinde gördüğümüz duruşu da değişmiş gibi geldi bana. evet kendisi hiciv yapıyor oyunda; oyun güncel olaylarla yenilenmeye de çalışılmış fakat yine de bir bayatlık ve sıkıcılık vardı oyunda. bir de ezberini unutmamak için tavanda bir noktaya gözünü dikip hızlıca cümlelerini söyleyen bir adam vardı sahnede. bazı esprilere güldüm elbette ama adam ünlü ve siyasi dokundurmalar yapıyor diye gak dese gülen, guk dese kendini parçalarcasına alkışlayan seyirci modeli dört bir yanımızı sarmıştı. “tamam abicim senin siyasi görüşünü anladık, rol çalmaya çalışma bir rahat ol” demek geçti içimden. aynı hafta aynı yerde yine ücretsiz, genco erkal-bir delinin hatıra defteri vardı, tabi ki gitmedik. oyunun parası neyse verelim, hiç olmazsa tiyatroya, oyuncuya bir katkımız olsun. 🙂

daha çok izleme, daha çok gelişmeyle…

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s