yeni dergilerle tanışmak…

girdiğim sınavların yanında gözetmenlik de yaparak “hayatım sınav” klişesini doğruladığımdan daha önce de bahsetmiştim. hatta o kadar ki ales’imin geçerliliği bitmek üzere ve ben acaba sınava girip para mı ödesem yoksa gözetmen olup para mı alsam hesabındayım 😀 sınavların olduğu haftasonlarım, özellikle 4 oturumlu açıköğretim sınavları olduğunda tamamen dolu oluyor. ben de iki oturum arasında ya da sınav çıkışında kendimi bağdat caddesi’ne atıyorum. hem gezip dolaşıp normal haftasonları yaşadığım üşengeçliği yenmiş oluyorum hem de sağlam spor yapıyorum. verimli gün geçirme yöntemleri 101 (!). yine böyle bir haftsaonunda gergedan kitabevini keşfettim.

DSC_0130[1]

bir yerlerde okumuş, keşif listeme not etmiştim. ne okudum hatırlamıyorum ama kafamda canlandırdığım yer kitaplarla sıkış tepiş ama bazı köşelerde yüksek başlıklı kadife berjerlerin olduğu, oturup kitap okuyabileceğim ve saatlerimi geçirebileceğim bir yerdi. bir de her nedense dar bir döner merdiven hayal etmişim ortasında. bunlar içinde gerçek olanı küçük olması ve düzenli yerleştirilmiş de olsa her köşeden kitap fırlayan biraz sıkışık bir dükkancıktı. oturup saatler geçirilir gibi görünmese de ben oradayken içeriden bir grup kadın çıktı. eğer doğru anladıysam bir müzik enstrümanı için derse gelmişlerdi ya da yaratıcı yazarlık kursu filandır belki bilemiyorum.

DSC_0122[1]ben kitaplara bakarken içeri bir tatlılık abidesi girdi 🙂

DSC_0123[1]önce bu fotoğrafı bebeğin annesine ve fotoğraftaki bebek arabasının tasarımcısına kızdığım için çekmiştim. ilk bakışta anlaşılmamış olabilir; bu bebek arabası iki çocuk taşımak üzere tasarlanmış. önde bu bebeğin ablası oturuyor. bu ufaklık da o siyah koltuğu görmeye mahkum edilmiş durumda. yukarıda da görüldüğü gibi fotoğraf çektiğimi anladı ve bana gülmeye, nereye yönelsem beni takip etmeye başladı. o kadar tatlıydı ki annesine daha da kızmıştım. daha sonra annesinin konuşmalarından ailecek tatlı olduklarını anlayıp yumuşadım. bu ufaklığın marifeti daha da etkili oldu ama artık sadece tasarımcıya kızgınım. tercih edilecek bile olsa böyle insafsız bir ürünü önerdiği için… 😦

DSC_0125[1]
dekorasyonda gergedan figürleri

dediğim gibi uzunca zaman geçiremediğim için kitabevi olarak pek tatmin olmadım ama kapının dışında daha önce hiç görmediğim dergiler buldum. yabancı dergilerin yanısıra dergi büfelerinin görünen raflarında ya da kitap-marketlerin standlarında hiç rastlamadığım dergiler vardı. bunların içinden ikisi denemem için bana göz kırpıyordu: düşünbil ve natama

DSC_0133[1]bu dergilere özel bir zaman ayırmak istedim ve keşfedilmek için neredeyse 1.5 ay beklediler. her ikisi de kağıt kalitesi ve sayfa tasarımı açısından çok hoşuma gitti ama natama grafik tasarım konusunda okuduğum diğer dergiler arasında da açık ara önde 🙂

düşünbil iki aylık bir felsefe dergisi. dili ve yazıları akademik dünyaya oldukça yakın. bu dünyanın içinde yaşayan bir araştırma görevlisi olarak bu durumu pek sıcak bulamadım. anlatılan şeyler çok keyifli de olsa akademik dil yüzünden etkilerinin azaldığını düşünüyorum. çünkü akademik dünyanın anlaşılmaz bir standartlaşma kaygısı var. bu, çalışma yöntemlerinden yazının dili ve hatta font türü ve büyüklüğüne kadar sirayet etmiş durumda. sanki sırf yazılmış olsun diye yazılmış gibi. birileri okusun diye değil de görev yerine getirmek için yapılmış birşeyler gibi. bir akademisyen bir zahmet iki lafı bir araya getirebilsin ve rahat okunabilir, belli düzeyde akıcı ve biraz da eğlenceli olabilsin lütfen. lafım bu dergideki yazılara ve yazarlara değil elbette, akademik dil saplantısına. bilimsel makalelerde de olduğu gibi bu sıkıcı dili kalemine göre kullanıp daha etkili yazanlar da var elbette dergide. fakat bu basmakalıp dilin içinde günlük hayatında yeterince sıkışıp kalmış birisi olarak bu dergi beni biraz sıktı doğrusu. fakat felsefe alanında akademik çalışmalar yapan veya bu akademik dili fena bulmayanlar için iyi bir seçim olabilir. okuyabildiğim kadarından bile epey bilgi edindim ben de.

natama ise üç aylık, ne dergisi olduğunu anlamadığım bir dergi. biraz muhalif, biraz edebiyat, biraz şiir, biraz illüstrasyon, biraz deneysel; ortaya karışık.. kapağından iç sayfa tasarımına kadar farklı ve görece eğlenceli bir dergi. içinde illüstrasyon görmek ve birbirinden farklı konulara değinmesi sebebi ile bu dergi takibime alınmıştır 🙂

wpid-wp-1425843739629.jpeg

caddebostan sahil
caddebostan sahil

hazır caddebostan’da iken ve nazlı güneşin varlığından istifade ederek sahile indim. sahilden yürüyünce 6km o kadar da uzun gelmiyor. sadece eve gelip kanepeye kendimi attığımda fark ettiriyor kendini o sahil yürüyüşünden önceki 4km ile birlikte 😀

DSC_0129[1]

güncel yayınlarla ve bol oksijenli, bol sporlu haftasonları ile…

Advertisements

4 comments

  1. Felsefi yazılarda illa standartlaşmaya varan akademik dil kullanma saplantısı konusundaki tespitinize aynen katılıyorum. Bu felsefecilerin ‘bilimsel’ olma kaygısı gibi çelişik bir kaygıya sahip olmalarından kaynaklanıyor galiba. Çoğu zaman bu durum yazıların samimi bir kaygıdan ziyade birileri tarafından kabul görme arzusuyla yazıldığı intibaı yaratıyor.

    Liked by 1 person

  2. Düşünbil Dergisi’nin dili oldukça sadedir. Yalnızca bu sayıya özel akademik bir dil kullanılmak zorunda kalınmıştır. Tabi yazarlarına göre de değişim göstermekte. Derginin amacı zaten akademinin dilini halkın diline çevirmektir. Yeni sayısını okuyunca göreceksiniz bunu. 🙂

    Like

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s