imitation game… bilimsel mi, sosyal mi?

hayat hikayeleri beni çok etkiler. başarılı ya da başarısız olsun fark etmez; yaşanmış olayları izlemek belki de beni yaşamın gerçekliği ile ilgili ikna eden şeylerdir kimbilir? depresif dönemlerimde biyografi ya da röportaj okur ya da biyografik filmler izlerim. bende terapi etkisi yaratır gerçekten.

ilk trailer yayınlandığından beri imitation game i sinemada izlemek istedim. film gösterimden kaldırılmadan gideyim artık deyip caddebostan kültür merkezi cinemaximum budak’a gittim. bu bahane ile yürüyüş de yapmış oldum. bu salona ilk kez gittim ve yürüyerek sinemaya gitmenin ne büyük lüks olduğunu hatırladım. salon ve koltuklar avm lerdeki kadar janjanlı değilse de rahatça film izlenebiliyor. ayrıca tanımadığı insanlarla birlikte film izlediğinin farkında olan ve başkalarını rahatsız etmemesi gerektiğini bilen bir kitleyle film izlemeyi de ne kadar özlediğimi fark ettim. önündeki koltuğa ayağını dayayıp sallayan insanlar hep benim arka koltuğuma mı denk geliyor bilmiyorum ama o kadar çok yaşadım ki sinemaya gitmekten vazgeçme noktasına geldim. neyse bu salonu beğendim özetle.

filmi de beğendim, çok beğendim. biyografi olmasından olabilir, benedict’in oyunculuğu olabilir, cinsiyet tartışmaları gibi sosyal konular olabilir, karakterin psikolojisinin anlatımı olabilir sebebi ve de çoğaltılabilir. beni rahatsız eden bir yönü, sıkan bir anı olmadı. diğer filmleri izlemeden keşke oscar alsaymış dedim. sonra da iyi ki almamış dedim. oscar ödülü artık eskisi gibi kıymet belirleyici birşey değil çünkü. hatta arkasında art niyet aranan birşey haline geldi.

yine çok dağıttım konuyu. imdb -film ikinci dünya savaşı sırasında nazilerin efsanevi şifreleme makinesi enigma’nın bir grup bilimadamı tarafından çözülmesi üzerine kurgulanmış. başrolde de alan turing var; elbette payı büyük ama bunu tek başına yapmadığı da vurgulanmış. ana meselenin etrafında kadının toplumdaki yeri, eşcinselliğe yaklaşım, ikinci dünya savaşının tekil hayatlar üzerindeki etkileri de işlenerek film daha zengin hale getirilmiş. bir bilim adamının siyasi kararlara etkisi, gerektiğinde duygusallıktan uzak verilmesi gereken kararlar ve teorinin pratik üzerinde önemli etkileri de açıkça vurgulanmış.

bugün bu yazıyı yazmak için kullandığım aracın isim babasının bugün övülerek anlatılan başarılarının, özellikle bir dünya savaşını beklenenden erken bitirmesi gibi önemli kahramanlık hikayelerinin onun ölümüne sebep olması ve hak ettiği itibarın ölümünden yıllar sonra verilmesi gibi gerçeklerle yüzleşmek oldukça sarsıcı. insan kendine hayran aptal bir hayvan olduğunu unutuyor hep. kendine idealler belirleyip kurallar, yasalar koyuyor. sonra bunlara uymak istemiyor ve savaşmaya başlıyor. sonra bu savaşı durdurmak veya körüklemek üzere yeni şeyler icat etmeye başlıyor. ve kendini tüketip sıfır noktasına dönüyor; en baştan aynı döngüye giriyor. bu saçma döngüye yine kendi icat ettiği ahlak kurallarını da alet ederek kendi türüne ait bireyleri “ahlak bütünlüğü ve toplum sağlığı” uğruna harcıyor. sonra da düşünebilen ve en akıllı canlı türü olduğunu iddia ediyor. tekil hayatların sözde insanlık yararına acımasızca yok edildiği bir dünyada yaşadığımı yeniden hatırlamış oldum. filmde gördüklerimden çok bana düşündürdüklerinden çok etkilendim.

daha çok farkındalık ile…

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s