if-kış uykusu-boyhood…

yoğun kar yağışı trafiği felç, ulaşımı kilit, ortalığı buz ettiyse de iki günlük tatilini evde verimli geçirmenin huzuruyla mutluydum. fakat if istanbul kapsamında izleyeceğimiz overnighters’a da engel oldu. (K)’ın binbir zahmetle aldığı biletler yandı malesef 😦 her festivalde (if, filmekimi, vb.) bir coşuyorum; oturup filmleri seçip ajandama göre tarihleri belirleyip çakışmayacak şekilde planlıyorum. lale kart, maximum kart gibi ayrıcalık kazandıran kartlarım da var oh! derken biletleri alamıyorum.

kaynak: sanatbulteni.net
kaynak: sanatbulteni.net

ön satış! önce üyelerimiz! bıdı bıdı! gel gör ki bilet satış açıldığı an site çöküyor, bilet alınamıyor. siteye ulaştığınız anda da ya bilet kalmamış oluyor ya da evimde rahat koltuğumda izlerim daha iyi diyeceğiniz yerler kalmış oluyor. anlıyorum dertleri piyasa kızıştırmak. evimizde değil, sinemada izleyelim istiyorlar da; neredeyse her eve bir lcd, laptop, vb. teknolojik mucizeler girmişken bir başka teknoloji mucizesi online bilet satışında kendimi paralamamı nasıl bekliyorlar? bunu hiç anlamıyorum. her seferinde de yaptığım onca saatlik planlara acımayıp amaaaaannnn! deyip kapatıyorum biletix sayfasını. birkaç seans veya sinema salonu eklemek bu kadar mı zor kardeşim? talep var nasılsa. kime sorsam bilet kalmadığı için alamadığını söylüyor. sonuç: talep var arz sıkıntıda! neyse efenim bunca zorlukla alınan bilet de yanmasın mı 😦 sağlık olsun dedik artık.

onun yerine kış uykusu ve boyhood’dan bahsedeyim bari. ağır ilerleyen filmleri sevmediğim kadar gereksiz aksiyonlu filmleri de sevmem, çok sıkıcı bulurum. bu iki sınırın arasında kalma bakımından her iki filme de olumlu puanlarımı gönderiyorum. her ikisi de ele aldığı kişilikler farklı da olsa çok başarılı psikolojik çözümlemeler ve anlatımlar içeriyor.

kaynak: nediyor.com
kaynak: nediyor.com

nuri bilge ceylan’ın sanatını, filmlerini, başarısını eleştirecek seviyede yetkin görmüyorum kendimi sinemada. diyebileceğim şu: yıllar önce üniversite öğrencisiyken radyo-tv-sinema bölümünde okuyan yurt arkadaşımın ödevi sebebiyle uzak’ı izlemeye çalışmıştık. ben o sessiz ve hareketsiz sahnelerde öyle sıkılmıştım ki filmin 15. dakikasından sonrasını görememiştim; belki daha da öncesini. o günden bugüne film zevkim epeyi değişti ama nuri bilge filmi izlemeye cesaret edemedim bir daha. e adamcağız cannes’dan da eli dolu dönmüşken bu film arşivliktir deyip dvd’sini aldım izlemeye kararlı biçimde. ne yalan söyleyeyim haluk bilginer, melisa sözen, nejat işler, demet akbağ gibi isimler pek etkili oldu bu kararlılığımda. fakat garip bir şekilde filmde en zayıf bulduğum nokta başroldeki üç karakterin oyunculuğu idi. elbette onların önceden gördüğüm muhteşem performansları ile kıyasladığımda. bu beni üzmedi; aksine sevindirdi. filmi beğenmiştim ve sebebi ünlü oyuncu kadrosu değildi. film sürekli karakterlerin kendileri ve birbirleriyle yüzleşmesine tanık ediyor izleyiciyi. ister istemez izleyici ile de yüzleşiyor; izleyici de kendisiyle. sorgulamak ve sorgulatmak anlamında başarılı, süre olarak da oldukça uzun bir film. nuri bilge’ye ısınmamı sağladı; kim bilir diğer filmlere de bir başlarım belki. 🙂

kaynak: godawa.com
kaynak: godawa.com

boyhood ise artık heryerlerde yazıldı, çizildi; teknik anlamda oldukça ilginç. bir çocuğun ve onun ailesinin gerçek zamanlı olarak büyümesi/yaşlanmasına tanık olduğumuz bir film. cesur tekniğin yanında gerçek hayattan bir kesit de sunulmuş izleyiciye. beni etkileyen nokta da bu oldu zaten. filmlerin yapaylığı değil doğallığı etkiliyor beni. kitapta da aynı şeyi arıyorum. bazıları boyut değiştirmeyi, kendi dünyasından onu çekip alabilen kitap ve filmleri sever. ben/im gibilerse içinde yaşanılan dünyayı hem insanın içinde yaşattıklarına değerek hem de başka bir pencereden bakarak anlatan hikayeleri sever. bazen uç noktalarda olduğumu, sapkınlık gösterdiğimi düşündüğüm konularda benzer hatta aynı düşünen birilerinin film veya kitapta bunu aktarması içimi rahatlatır. anlarım ki ben manyak değilim, ve haklı olduğum noktalar var 🙂 o yüzden boyhood’dan giriş, gelişme-aksiyon, sonuç bekliyorsanız boşuna izlemeyin. herbiri kendi içinde giriş-gelişme-sonuç içeren sayısız küçük hikaye bulabilirsiniz filmde. hatta bazılarını anlatmayı ne yönetmen ne de senarist düşünmüştür de siz keşfetmişsinizdir.

film keyfiyle…

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s