yediğim içtiğim benim, mekan yorumlarım blogun…

istanbul modern cafe-karaköy

istanbul modern’e blind‘ı izlemeye gittiğimizde, açlıktan midemiz guruldamasın film esnasında diyerek cafe bölümüne geçtik. filmin başlamasına yarım saat olduğundan en hızlı ne alabiliriz diye sorduğumuz servis elemanından pek tatmin edici bir cevap alamayınca tatlı söyleyelim nasılsa hazır, hemen gelir dedik. kalabalık bir grup -anlaşılan pek de nüfuzlu insanlardı- bahane edilerek tatlılar tam 20 dakika sonra geldi! porsiyon küçük de olsa elmalı tartın tadı ve sunumu çok güzeldi. yine de o beklemeye, ağzıma tıkarak yediğime ve ödediğim paraya değmedi. 😦

baltazar-karaköy

film sonrası, hazır karaköy’deyken baltazar’a gidelim dedik. işte ödediğim paraya acımadan lezzetli birşeyler yediğim ve güzel bir ortamda sohbet edebildiğim yer. 🙂 bağdat caddesi’nde de açılan şubesi yüzümü güldürdü fakat henüz orayı denemedim.

ayı bar-erenköy

bizim ‘o grup’un toplantıları sayesinde tanıdığım ayı bar önce beni ayı burger’i ile fethettiyse de kendi sesinizi bile duyamadığınız kötü ses sistemi, sigara içilmeyen ortamda oturduğumuz halde leş gibi sigara kokan üstümüz başımız, çooooookk yavaş servisi ve binbir çeşit bira olduğu izlenimi verirken istediğiniz değişik bir biranın çoğunlukla ‘ellerinde kalmamış’ olması sebebiyle rahatsızlık verici bir yer oldu benim için. erenköy-moda arasında daha kaç tane pıtrak otu gibi açılacak bu bar anlamış değilim.. 😦

tuzla balıkçısı-tuzla

bir diğer önce çok sevip sonra hayal kırıklığı yaşadığım yer! özellikle haftasonu gidilecekse rezervasyon gerektirdiğini belirten işletme, bu rezervasyonu bakkal defteri gibi bir deftere yazmaktan başka birşey yapmıyor. gittiğimizde bir yerlerden masa çekerek bizi kapı önüne oturttukları yetmiyormuş gibi ‘ne zaman kalkacaksınız artık’ dercesine yapılan servis müthiş rahatsız ediciydi. işletme, iyi bir konsept oluşturmuşsa da -ki şurada yazmıştım- bunu pis bir ticarete çevirdiğini hiç sakınmadan gösteriyor. sonunda rezervasyonun bir işe yaramadığı ile ilgili şikayetimizi belirttiğimizde de ‘biraz bekleseydiniz boşalan yere alırdık’ dediler. peki neden rezervasyon yaptırıyoruz o zaman dediğimizde de ‘ne yapayım geleni almayayım mı?’ diye cevap verdiler. hizmet ve üslup rezalet, mezeler lezzetli fakat balık çeşitlerinin gerçekten çeşitli olduğu ile ilgili şüphelerimiz oluştu. aynı balığı farklı sos ve malzemelerle farklı diye yutturuyor gibiler. çünkü aynı meze için her seferinde başka bir isimle karşılaşabiliyorsunuz. 😦

nero-akaretler/beşiktaş

benim gibi kahve sevmeyen birine severek kahve içmeyi sağladığı için nero’yu takdir ediyorum. yiyeceklerini çok başarılı bulmasam da; kabakla ilgili tüm önyargılarıma rağmen balkabaklı cheesecake’i pek bir beğendiğimi söyleyebilirim. 🙂

piraye-bahariye/kadıköy

nazım hikmet kültür merkezi bünyesindeki bu çay bahçesini, ortamını, içini, bahçesini, yemeklerini, tatlılarını hatta çayını bile çok seviyorum. havuçlu-tarçınlı-cevizli kek ve ıslak keke cheesecake’i de ekledim. tatlılar lezzetli ama başka yerde yesem bu kadar lezzetli de gelmeyebilir. 🙂

bando-karaköy

karaköy’de popülerliği gittikçe artan mekanların olduğu sokakta en az diğerleri kadar küçük olan bu mekanın çok zengin olmayan fakat lezzetli yiyecek ve çaylar içeren bir menüsü var. saatlerce oturup muhabbet etmemize de hiç ses çıkarmadılar; daha da bir sevdik. 🙂

leman kültür-bağdat caddesi

masaları, menüleri, merdivenleri, tuvalet kapı arkaları çok eğlenceli; servis elemanları gayet sevimli ve hızlı fakat lezzet beni iddialı oldukları kadar tatmin etmedi. bir de leman’lı(!) bir ortamda 50 yaş üstü aşırı süslü hanımların gün yapıyor olması beni rahatsız etmedi desem yalan olur. bu kadınların süslenmesine, gezmesine, bir mekanda oturmasına, uygun ortamlarda gün yapmasına karşı olmasam da; gürültüleri ve dedikodularıyla herkesi rahatsız etmeleri ve onlardan başka kimse yokmuş gibi davranmaları ve bunun leman kültür’de olması… rahatsız etti işte. 😦

sothe-viaport

istanbul’da yediğim en kötü lahmacun, en kötü kebap.!! bir adanalı olarak istanbul’da kebapları zor beğensem de beklentimi düşük tutarak yaklaşıyorum hepsine. ama bu kadar kötüsünü hiç yememiş olabilirim. müthiş bir restoran işletiyor özgüveni ile yaklaşan şef garson ise beni benden aldı. 😦 😦 😦

nalia-içerenköy

daha önce kahvaltıya gittiğimiz nalia’ya bir de karadeniz yemekleri yiyelim diyerek gittik. çok aç olmadığımızdan kurufasülyeye bulaşmadık. turşu kavurma, karalahana sarması ve muhlama oldukça başarılı idi. 🙂 eski bir köşk mü yoksa öyle mi gösterilmeye çalışılmış bilmiyorum ama güzel bir mekan olmuş. anlamadığım şey, karadeniz mutfağı diye kendini tanıtan bir yerin menüsüne neden italyan makarna yemekleri veya hamburger koyduğu..

afiyetle…

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s