okuduklarım- ocak.15

sosyal medyayı iyi çıkarlar için kullanmaktan daha önce de bahsetmiştim galiba. çok derinine inince bu mecraların kullanımı saçma gelmeye başlıyor bana. bir tür teşhircilik gibi. ama böyle düşüncelerin bu alanların varlığını, etkisini ve gücünü inkar edemeyeceğini öğreneli epey oldu. kendi görüşlerimin tersi yönde hizmet eden şeylere tu-kaka deyip lanetlemek yerine onları daha verimli ve yararlı kullanmanın rahatlatıcı etkisini keşfettiğimde iç huzuruma kavuştum. 🙂

mesela okuma hızımı ve okuduğum kitapların sayısını arttırmak, hobilere zaman ayırmak, yaptıklarımı kayıt altına almak ve daha çok yazmak için motivasyon sağlamaları kısmından tutup; bahsettiğim teşhirciliğe bulaşıyor da olsam uygun ölçüde kalmasına çalışıyorum.

en çok da buraya yazmak üzere bazı şeyleri yapmak için daha hevesliyim. takip ettiğim bloglardan da ilgimi çeken fikirler yeni birşeyler denemeye teşvik ediyor. buradaki okuma şenliği kategorilerinden etkilendiğim gibi. yabancı bloglarda da benzerini gördüğüm bu kategoriler benim gibi ‘ne okusam? hangisini okusam’ sendromluları için iyi bir araç olabilir. kategori örnekleri için tık tık. henüz kendime bu kadar eğlenceli kategoriler oluşturmadım, malum ağustos ayına kadarki kitap alma kotam dolu olduğundan elimdeki kitaplara uygun kategoriler oluşturmakta yarar var; üzerine düşünülecek bir konu yani 🙂 şimdilik şöyle temel koşullar belirledim: her ay; en az bir klasik, en az bir kadın yazar, en az bir erkek yazar, en az bir roman, en az bir ingilizce, en az bir akademik alandan okuma.. böyle bakınca ayda seksen kitap okuyacakmışım gibi dursa da hedefim 5 🙂 aynı kitap birden fazla kritere sahip olabilir. bu sınıflandırma okuyacağım kitapların içinde çok az kadın yazar olduğunu fark etmemi sağladı bu arada.

bu ay hedefimi tutturabildim. goodreads’in de bu konudaki motivasyonunu yadsımayayım. bu ayın ganimetleri: kağıt insanlar, dönüşüm, tongue fu, northanger manastırı ve twentieth-century design.

kağıt insanlar için birşeyler karalamıştım şurada.

yakın zamana kadar klasiklere alerjim vardı. yaşımdan ve kitap sevgimden beklenmeyecek kadar gerideyim klasikler konusunda; fakat beklentiler sebebiyle biraz da bu sonuç doğdu. ‘klasiklerin okunması gerekliliği’ idi alerjen olan. şimdi klasik okudukça çok da yanlış bir karar vermediğimi düşünmeye başladım. ortaokul veya lisedeyken okusam “ee ne özelliği var şimdi bunun” diyebileceğim kitaplar var. klasiklerin derinliğini anlamam için edebiyat hatta sosyoloji ve politika gibi alanlarda biraz daha gelişkin olmam gerekiyormuş. dönüşüm’ü okumak için de çok doğru bir zaman seçmişim. çalışma ortamı, iş dünyası, kapitalist sistemin dayatmalarını olağan kabul etmiş bir iş anlayışı görmeden anlaşılamazmış yeterince.

dönüşüm

algıda seçicilik işte. kitabı okuduktan sonra kitapla ilgili çok şey görür, duyar, okur oldum. bunlar daha iyi anlamamı da sağladı. benim için daha önce okusam yerine oturmayacak bir kitapmış neticede.

çeşitli yayınevleri’nde çıkmış “dönüşüm”ler var. ben can yayınları’nın kitap kapağını ve çeviri dilini çok beğendim. gayet akıcı ve iyi ilerleyen bir öykü. arada hız kesmek iyi bir fikir olabilir yine de; çünkü bir durup düşünüp alt mesajlara kafa yormak isteyebilirsiniz.

tongue fu

tongue fu sürpriz bir kitap oldu bu ay. yıllar önce bir kitapçıda görmüştüm. görmemek mümkün değil; bu kadar canlı bir rengin kitap kapağında olması bu kadar yaygın değildi. ‘sözlü dövüş sanatı’; zamanında istediği şeyleri söyleyememekten, eve gidince “keşke …. deseydim o zaman cevabını verirdim” diye düşünen ergen bir zihin için çok cazipti. o an alamamıştım; sonra da kitapçılarda aramış bulamamıştım. hala ara ara aklıma gelir; şöyle bir bakardım raflara. bu ayki karşılaşmam da kitabı hazal’ın elinde görmemle oldu. ne hikmetse o da tam bitiriyordu kitabı, bana verdi. aslında kendi kitabımı okumayı daha çok tercih ederim ama bu rastlantıyı bir işaret saydım ve kitabı okumaya başladım. kendime ait bir tongue fu’m olmadığına pişman olmadım. belki o ilk karşılaşmamızda alsam benim için çok şey ifade edebilirdi ama; bu kitaptan sonra çıkmış bunca kişisel gelişim kitabı, farklı yöntem ve teknikler çıkmışken ve de bu teknikler artık internetin özlü sözlerinde fenomen olmuşken kitap yeni birşey söylemiyor gibi geldi bana. ayrıca birebir çeviri yapıldığından çeviri de pek başarılı gelmedi. okunması zor bir kitap değil; ama benim hızlı okuma motivasyonum daha çok sıradaki kitaplara kavuşma arzusuydu. yine de kişisel gelişim okumayı seven; özellikle de okumaya yeni başlayanlara tavsiye edilir.

twentieth century design, jonathan woodham’ın yazdığı tasarım tarihi konusunda bir tür başvuru kitabı.yeterlik zamanından beri bitmeyi bekliyordu. kindle’dan okudum ve işe gidip gelirken refakatçim oldu kendisi. bu akademik bir okuma olduğundan pek o kadar lakayt değerlendirmelerde bulunamayacağım. tasarımla ilgili tarih, isim, kronoloji ve ülkelere göre tasarımın gelişimi gibi konulara ilgi duyanlar için iyi bir başlangıç kitabı olabilir.

northanger

veee bir jane austen kitabı: northanger manastırı. tahmin ediyorum bu yazarla tanışma fırsatı bulsam onu kendini beğenmişliği sebebiyle sevmezdim. ama kitapları aracılığıyla benimle kurduğu bağ nedenini açıklayamadığım bir beğeni oluşturuyor bende.

yazarın hikayenin arasına girip hikaye anlatıcısı değil de olaylarla ilgili yazar olarak görüşlerini yazması tuhaf geldi önce; sonra hatırladım ki yıllar önce okuduğum kitaplarda (çoğunlukla klasik) bu yönteme rastlardım. uzun zamandır böyle bir kitap okumamışım. aslında ilginç bir etkisi var. bir anda bizi hikayeden çıkarıp dışarıdaki yerimizi hatırlatıyor.

austen’ın feminist yaklaşımı, dönemindeki kadın-erkek ayrımcılığından etkilendiğini açıkça ortaya koyuyor. ayrıca roman okumanın da belli çevrelerce aşağılanıyor olması ve bunun yanlış olduğu, karakterin roman sevgisi üzerinden işleniyor.

söz konusu jane austen olduğundan objektif olamıyorum ve ben yine çok beğendim kitabı. fakat aşk ve gurur’un izlerini değil; belki biraz emma’nın havasını bulabileceğimiz bir roman bu. sadece çeviriyle ilgili şunu söyleyebilirim. tongue fu’dakinin tersine ifadeler türkçeleştirilmiş fakat günümüzün kullanımları romanın yazıldığı döneme ters düşüyor ve kitabın akıcılığına biraz engel oluyor.

keyifle okumalar.. 🙂

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s