kağıt insanlar…

tüyap ganimetlerimin ilkini okudum bile. salvador plascencia – kağıt insanlar, 2005 – siren yayınları, 2012.

yeterliğin bitmesinin heyecan ve mutluluğu ile yılbaşının 4 günlük bir tatile dönüşmesi hız konusunda kendimden beklentimi arttırmıştı aslında; ama kitap beklediğimden yavaş ilerledi. sebep? biraz salvador, biraz da ben 🙂

wpid-wp-1420462234580.jpeg

bir kere yazarın adı salvador. “kızım sana söylüyorum”daki kızımın adı. hani şurada anlatmıştım salvador’u neden sevdiğimi. o yüzden 1-0 önde başladı zaten. bir de öneri üzerine okuduğum kitaptı; o yüzden bununla başladım okumaya ama önerilen kitabın beklentiyi yükselterek dezavantajlı konuma geçmesi de durumu nötrledi.

wpid-wp-1420462259314.jpeg

öncelikle; kitap sayfa düzeni ve grafik anlamda alışılmışın “biraz” dışında. bazı sayfalar çift sütunlu, ve ara sıra sayfayı yan çevirerek okumak gerekiyor. kitabın arkasındaki uyarıda da belirttiği gibi kendinden karalanmış, üstü çizilmiş ve ‘sansürlenmiş’ kısımlar var. elbette bunlar da hikayeyi destekleyen öğeler. elimizde fiziksel varlığı ve görsel karşılığı olan birşeyin anlatıma katkıda bulunuyor olması çok mantıklı ve etkileyici. hatta bu kurgu sebebiyle daha hızlı okunacağını düşündürüyor. fakat biraz da dozu kaçmış olabilir. bir yandan bu deneysel öğeler, diğer yandan hikayedeki karakterlerin çokluğu ve her karakterin penceresinden bakma durumu kitabı karmaşık hale getirmiş. öyle ki; kitabın ortasına kadar çok yavaş ilerledim. zaten dikkati dağınık birisi olarak kitaba odaklanmakta sıkıntı yaşadım.  sıkılsam da anlamasam da kitabı bitirmeye inat ederim genelde. bu sefer de öyle yaptım ve iyi ki de yapmışım. çünkü kitabın ortasında bir çözülme oluyor ve sonra taşlar yerine oturmaya başlıyor. kitabı ikinci kez okumak pek alışkanlığım değildir fakat bu kitabı yeniden okusam eminim ilk yarı daha fazla şey ifade edecek bana.

wpid-wp-1420462988298.jpeg

wpid-wp-1420463003235.jpeg

yazarın kaygısı bir olay, hikaye anlatmak değil gibi geldi. her okuyan başka bir kategori görebilir; aşk hikayesi, savaş-özgürlük-direniş hikayesi, psikolojik çözümlemeler, vs. aslında yazarın psikoloji labirentinde dolaşıyor ve onunla birlikte kayboluyorsun. gördüğün, bildiğin şeylere benzetip onlarla ilişkilendiriyorsun. o anlamda ufuk açıcı fakat yorucu da bir kitap. ama okunmasından çok deneyimlenmesini tavsiye edeceğim bir kitap.

bu aralar bloglarda sık sık kitap eleştirisi okuyorum ve kendim yazarken de zaman zaman ‘ben kimim ki böyle beylik laflar ediyorum’ diyorum. sonra fark ettim ki asıl bu lafları etmesi gereken kişiyim. ben ‘okur’um, her kitap okuyucusuna göre anlam ifade eder bence. dolayısıyla ben olmayınca o da ‘benim okuduğum kitap’ olamaz. ve bir kitap ‘herkesin okuduğu kitap’ olamaz. hepimiz onu başka görüyor ve anlıyoruz. ben sadece kitabın bendeki yansımalarını aktarıyorum burada, kendim ve okumak isteyenler için. asıl, eleştirmenlerin ‘genel bir çerçeve’ içinde kitap eleştirmesi daha tartışılır bir durum. öznel ve özel olan okuma alışkanlığı genel bir çerçeveden bakılarak yönlendirilmemeli.

ne diyorum acaba? dediğim şu: orhan pamuk yeni kitabıyla gündemde. ve eleştirmenleri okumadıysam da blog yazarlarının dediği şey hep aynı: “yine iki karşıt görüş var: çok beğenenler ve yerden yere vuranlar”, “dilbilgisi ve anlatım, işlenen konular ve konunun işlenme biçimi ile ilgili iki farklı duruş var”, vs.

çok ünlü bir eleştirmenin yerlere vurduğu bir kitap -film, şarkı veya herhangi bir dalda eser de olabilir- beni müthiş derecede etkiliyor, bana yeni ufuklar açıyorsa o eleştirmenin ne dediğini umursamalı mıyım acaba? bunu iş edinmiş insanların bir ‘okur’ olarak değil de ‘bir grup insanı temsil eden ve hatta bir kısmına da yukarıdan bakan’ birisi olarak kitap veya eser eleştirip insanları yönlendirmesi çelişik ve saçma geliyor bana. tabi ona uymayıp yönlenmemek de benim elimde. ama burunlarının çıkarıldıkları yerden indirilip yerine yerleştirilmesi gerek diye düşünüyorum. sadece bir okur olarak eleştirmeli eseri. !!!bu arada konunun orhan pamuk ile hiçbir ilgisi yok. olumlu olumsuz bir yargım da yok kendisi ile ilgili. sevdiğim kitapları var, sevmediklerim de. sadece onunla ilgili bir yazı okurken bunları düşündüğüm için örnek olarak verdim.!!!

kitabı okuyup kendi düşüncelerimi toparladıktan sonra eleştirileri okumak daha bile anlamlı geliyor çoğu zaman. çünkü artık bir kıyaslama oluyor; hak vermek-vermemek, katılmak-katılmamak, farkında olmadıklarının farkına varmak gibi güzellikler olabiliyor. eleştirileri önce yerine sonra okumak olumlu-olumsuz beklentilerin de önüne geçmiş oluyor.

böylece bir kitap hakkında yazacağım yazıyı eleştirmen eleştirisi ile bitirmiş oldum. keyifli okumalar ve içten eleştiriler…

Advertisements

One comment

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s