filmin beni keşfettiği an…

herhangi birşey, nasıl keşfedileceği hiç belli olmaz. mesela bir film. durup düşününce; keşfettiğimi sandığım bir film aslında beni keşfetmiş olabilir. süslü cümleler kurmaya çalıştığım için değil; gerçekten de bunu yaşadığım için yazıyorum.

ertesi gün doktora yeterlik sınavımın ikinci ayağında sınanıyor olacaktım. evet heyecanı arttırmak için araya haftasonunu denk getirmişler!! bu da ancak bana denk gelebilirdi 🙂 “iyi işte çalışmak için biraz daha zaman” diyenler varsa; bana göre birşey değil dediğiniz. ben “bir an evvel bitse de kurtulsam”cılardanım. mesela sınavla ilgili en sevdiğim zaman sınavda olma anıdır. sınavları sevmem o ayrı.. sınav sonrası rahatlıktır ama artık yapabileceğiniz birşey yoktur. sınav öncesi belirsizliktir neye çalışacağını şaşırır, çalışmaktan sıkılırsın. sınav anındaysa yapabileceğin herşey o andadır. güce sahip olduğun, tüm kontrolün sende olduğu tek an.. benim gibi bir control freak iseniz; en çok sınav anını seviyor olabilirsiniz.

neyse konuyu çok dağıtmadan ‘filmin keşfi’ne dönelim. araya haftasonunun girdiği ve 3 gün şenlikler halinde devam eden bir sınava o haftasonu çalışma motivasyonunuz sıfıra yakınsıyor. ama çalışmayınca da vicdan azabı sonsuza. kafamı veremeden okuyacağım ve muhtemelen sınavda unutacağım bir konuyla geçireceğim uzun zaman; içimden geçeni yapmaya daha çok yakışacaktı. o zamana kadar zaten insanlıktan çıkarcasına çalışmıştım. hala yeterli değilsem de; “zaten kendim için hiç yeterli olamayacağım” diyerek sınavları hayatımın stres odağından çıkarmaya karar verdim ve 2 saatliğine sınavım olduğunu unutarak içimden geçeni yaptım. sanırım sınav için de daha yararlı oldu-manevi olarak…

peki neden ben filmi değil de film beni keşfetti? off bu kadar minik birşeyi nasıl da dolambaçlı anlatıyorum :)))) efenim spotify’da  beyonce’dan bildiğimiz (bense dilem’in düğün giriş şarkısı olması münasebetiyle biliyorum) halo şarkısının ane brun (feat. linnea olsson) tarafından söylenmiş akustik versiyonunu keşfettim.

şarkıyı günlerce dinledikten sonra, spotify’a ulaşamadığım bir an youtube videosuna başvurdum ve şarkının if i stay isimli bir filmin soundtrack şarkılarından biri olduğunu gördüm. görüntüler hoşuma gitti ve izlemeye karar verdim. yukarıda da dediğim gibi sınava çalışmanın ortasında olunca daha da cazip gelebiliyor film izlemek.özellikle de 2014’te çok az film izlediğimi fark ettiğim zamanlarda.

filmin imdb bilgileri için buyrunuzz.. 2014 yapımı bir gençlik filmi. son birkaç yıldır ‘teenage filmler’ beni sıkıyor triplerim var; yaşlanmanın getirdiği bir psikoloji sanırım. fakat ‘teenage filmler’in sulandırılmış, safi aşka ve melodrama bulanmış, belki içine aksiyon da katılmış ama biraz daha tüketici yanımızı gıdıklayan filmler olduğunu anladım bu filmden sonra. hala gençlik filmleri içimi ısıtabiliyor; mutlu oldum. ayrıca o özenti filmlere ‘teenage film’ diye özenti bir isim koymanın da pek yakışıklı olduğunu düşündüm. (bu filmlerden ilk aklıma gelen twilight serisi mesela)

yeniden konuya gelecek olursam; filmin sıradan olan konusunun biraz farklı bir kurgu, çok az değişik çekim teknikleri, sıradan olmayan bir aile ortamı, ne olacak beklentisinden çok nasıl olacak düşüncesi ile zenginleştirildiğini düşünüyorum. daha da güzeli, insanın içinde duygusal bir yerlere dokunabiliyor.

if-i-stay

iyi bir film izleyicisi ve okur-yazarı değilim ve uzun süre üstüne kafa yordum iyi film kriteri ne olmalı diye. film hakkında hiçbir şey bilmeden izlemenin daha iyi olduğunun, başkalarına göre değil-kendine göre karar vermenin daha tatmin edici olduğunun, eleştirmenlerin çoğunun hatta bazı blogların bile ticari yaklaşımlarda olduğunun, önemli olanın filmin bana hissettirdikleri olduğunun farkına vardım. ve de her filmin izleyenin yaşına, duygusal&psikolojik durumuna, sosyo-ekonomik durumuna ve dönemsel hayat görüşüne göre değişik etkilerinin olacağı herhalde ben tarafından keşfedilmemiştir. işte bu şartlar altında, film beni çok etkiledi. oturduğum yerde ağlatacak kadar; ki filmlerin başarısını ne kadar ağlattığına bağlayan biri değilim ve öyle bir yaklaşımdan kesinlikle nefret ederim. filmde olanlardan çok; -olanların benimle ilgisi olmasa da- beni yakaladığı küçük anlardı ağlatan. sınav stresi de büyük etken tabi 🙂

diğer bir özelliği de gaza getiren başarı filmlerinden olmasıydı. başarı öykülerini izlemek hep iyi gelmiştir bana. yukarıda belirttiğim sebeplerden dolayı filmin konusu hakkında birşey söylemek istemiyorum. bu filmi bir daha izlediğimde aynı etkiyi yaratıp yaratmayacağından da emin değilim fakat filmin temel konusunun etrafında dolaşan küçük konucuklara dikkat ederseniz kendinizden birşeyler bulabilir ve önemli dersler çıkarabilirsiniz.

sene bitmeden taslak olarak bekleyen yazılarımı da yayınladığım için mutlu olarak yazıyı kapatıyorummm… 🙂

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s