midik…

annemle ne zaman bana karşı olan davranışları konusunda ters düşsek, “anne olmadan anlayamazsın” derdi. bazılarını anlıyorum şimdi ama bunun için çocuk doğurmak değil; ‘annelik’ yapmak gerekiyormuş ve gördüm ki ben tam da annem gibi bir anne olurmuşum. ne kadar karşı çıkan olsa da ben bir kedi annesiyim ve ona müthiş bir sevgi besliyor, sorumluluk hissediyorum. adı midye ve 3 yıldır hayatımı güzelleştirmekle meşgul. bu blogu ne kadar boşladığımı midye ile ilgili hiçbir şey yazmadığımı görünce net olarak fark etmiştim mesela.

image

 

image

 

image

 

image

biz bulduğumuzda midye 2 aylıktı; yani veterinerin söylediği bu. bu da demektir ki 3 yıl önce bu zamanlarda doğmuş bizim aslancık. aslancık diyorum çünkü büyük kedilerden ortaya karışık minyatür bir vahşi kedi-vahşi olması dışında! aslan gibi yelesi, kaplan gibi deseni, vaşak gibi bir yüzü var. cinsi maine’s coon-maine’in rakun kedisi ve evet rakun gibi bir de kuyruğu var. 🙂

image

image

image

midye’den önce kedilerle aram buzdu. şimdi anlıyorum ki ananemden (anneanne yazmayı sevmiyorum çünkü o anane) gelen ‘kedi nankördür’ inanışı, annemden gelen ‘pistir, nankördür’ düşüncesi bende de bir önyargı oluşturmuş. çocukken sokakta gördüğüm yaralı bir kediye yardım edemediğim için ağlamam, apartmana giren bir kediyi kabak yemeği ile beslemeye çalışmamsa bugünün sinyallerini veren olaylarmış. şu anda adını anmaktan bile tiksindiğim bir ev arkadaşım vardı 3 yıl önce. çok istiyordu eve kedi almayı. “asla olmaz diyordum”. yakın arkadaşlarımın kedi sahibi insanlardan oluşmaya başlamasının da buna etkisi büyük tabi. kedilerle ilgili önyargımı kıran kedicikse pepe’dir. en azından kedi görünce ayağa fırlamıyor, parmak ucuyla da olsa tüylerine dokunabiliyor, ayağıma sürtünmesini normal karşılayabiliyordum artık.

image

image

image

image
image

image

image

neyse işte 3 yıl önce yılbaşı alışverişi yapmak için kozyatağı carrefour’a gittiğimizde otoparkta bir miyaklama duydum. -miyavla ciyak arası birşey- otopark insan ve araba kaynıyordu, biz bile iki defa ezilme tehlikesi atlatmıştık. bu minik aslancık ise bir arabanın tekerinin arkasında bir patisi havada, doğrudan gözümün içine bakarak miyaklıyordu. ‘kedi sahibini seçer’ diyenlere çok hak veriyorum. otoparkta başına birşey gelmese e5 üzerinde arabaların arasında kalacaktı. bizim mahalle ise -o zaman erenköy’de oturuyordum- kedisever bir yerdi ve sokak kedilerini besliyorlardı. otoparkta kalacağına mahalleye götürülebilirdi. kediye asla el süremeyen biri olarak kediyi yakalama işi mr. akyol’undu. arabada bir de kutu bulduk ve aslancığı içine koyup arabada bıraktık. market işini kısa tutup ona da mama ve ufak bir oyuncak aldık. geri döndüğümüzde kutunun içinden çıkmış arabanın camına tırmanmış miyaklıyordu. tekrar kutuya koyduk ve çıkıp arabada bir yerlere sıkışmasın diye onu kucakta tutma işi bana aitti. kutunun tepesinden çıkmaya çalıştıkça hem korkuyor hem de engellemeye çalışıyordum. henüz bebek tüyleri olduğundan deseni filan seçilmiyor, gri bir tüy yumağı gibi duruyordu; bir de pek tüylüydü. isim düşünürken çok sıradan şekilde ‘duman’ geldi aklımıza. tam da ismin çok sıradan olduğunu konuşurken midye ziyafetleri çektiğimiz midyesel’in önünden geçiyorduk. mr. akyol “midye olsun” adı dedi. bizden de denizle alakası olmayan bir isim çıkmazdı hani.

image

image

o gün yağmurluydu, zaten ona acımamın başlıca sebebi ıslanıp sıçana dönmüş olmasıydı. etrafa da bakmıştık; anne, kardeş veya herhangi bir kedi bulamamıştık. yağmur dinince mahalleye salmak üzere eve aldık ve bir daha onu bırakamadım. önce ‘balkonda kalacak sadece’ diyordum ki bunun insafsızlık olduğunu fark edince salon ve balkon olarak genişlettim alanını. mr. husband (o zamanlar mr. boyfriend) çok istemesine ve sevinmesine rağmen “emin misin? eline bile alamıyorsun hayvanı. şimdi alıp sonra bırakırsan daha kötü olur” diyordu. hiç olmadığım kadar emindim, o kedi gitmeyecekti. ertesi gün veterinere gittik. erkek olduğunu, yaklaşık 2 aylık olduğunu, miyaklamasının bir süre devam edeceğini, annesi ve kardeşlerini aradığını ve çok iyi huylu bir kedi olacağını öğrendik. gerçekten de öyle oldu. midye bu kadar uysal, söz dinleyen, iyi huylu olmasa beni böylesine kediye alıştıramazdı sanırım. annem ‘daha kendini doyuramıyorsun, bunun masrafları boyunu aşar’ dedi. haksız değildi ama boyumu da aşmadı, gittikçe de hayatımdaki en masrafsız şey haline geldi. ‘büyük sorumluluk, seni eve bağlar’ dedi. bunda da haksız değildi ama o nasıl benim sorumluluğumu almaktan gocunmuyorsa ben de midye’ninkinden rahatsız olmuyorum. bir yerlere giderken aklım onda kalıyor, özlüyorum ve eve erken dönmek istiyorum ama bundan hiç rahatsız değilim. ‘sağlığına zararlı, kist filan yapar’ dedi. öğrendik ki aşılarını zamanında yaptırınca böyle sorunlarımız da olmuyormuş. derken midye annemin de gönlünü fethetti. eğer annem midye’yi çok sık görebilseydi eminim kucağına da alır, sever de okşardı. ama ona uzaktan bir sevgi beslediğini de biliyorum.
image

image

image

midye benim gibi kediyle arası buz olan kaç kişinin buzlarını eritti. hem de hiçbir şey yapmadan. ‘böyle kedi de mi varmış’ deyip birkaç karşılaşmadan sonra dokunabilen, sevebilen, kucağına alabilen kedisevmez(!)ler çok oldu. ben mi? ben bir hafta sonra elime alıyordum. birkaç hafta sonra odama girmesine izin verdim. banyo ve mutfağın kapısı çok uzun süre kapalı kaldı. ama midye buralara girmeyeceğini, girse bile tezgah, küvet, klozet gibi yerlere yanaşmaması gerektiğini çoktan anlamıştı. evi taşıyıp da giriş katına taşınınca acayip mutlu oldu. çünkü önceki evde dışarıyı izleyebileceği bir yeri yoktu; buradaysa pencere önleri kedi kaynıyordu. cam ötesi arkadaşlıkları gün geçtikçe artıyordu. bir süre yüzümüze bakmadı hatta.

image

image

image
o yumuşacık hayvana o kadar alıştık ki vahşi bir güzelliği olduğunu unutuyorum ara sıra. komşular onu camda görünce ürküyorlarmış. hem tüyleri uzun diye olduğundan büyük gözüküyor hem de dediğim gibi bir vaşağa benziyor. bir gün kedileri tanıtan bir belgeselde maine’in rakun kedisini şöyle tanımladı: amerika’da çiftliklerde ekine zarar veren hayvanları avlaması için eğitilen bu kedi vahşi görüntüsünün arkasında çok yumuşak bir karaktere sahiptir.  tam da midye’nin tarifiydi işte bu.
image

image

image

midye adı veterinerler tarafından da ilk kez duyanlar tarafından da şaşkınlıkla karşılanıyor. bense çok orijinal buluyorum. seslenirken zor olduğunu kabul ediyorum, o yüzden ona midik diyorum ben. çok uzun süre yatağıma çıkması yasakken şimdi onunla uyumanın verdiği mutluluğu çok az şeyde bulabiliyorum. hatta rahatsız olup kalkmasın diye kıpırdamıyorum bile çoğu zaman.
image

kedilerle konuşan, onlara zarar verenlere çemkiren, onları insan yerine koyan teyzelerin aynısından oldum ben de bir zamanlar onlara kızarken. ama kedi sahibi olmadan anlaşılamayacak birşey bu (!) 🙂 bir kere onunla iletişim kurmaya ve ne istediğini, ne dediğini anlamaya başlıyorsun; o da seni anlıyor. evde huzurla yatan kedinin bile her seste nasıl tetikte olduğunu görünce sokaktaki kedinin neden herşeye tehlike işaretiymiş gibi baktığını, sokakta onları uyaran ne kadar çok şey olduğunu, ne kadar rahatsız bir ortamda yaşayıp bu yüzden de saldırganlaştıklarını daha iyi anlıyorsun ve hak veriyorsun. bir süre sonra da onların yaşam alanını böyle cehenneme çeviren bir türe mensup olmaktan suçluluk duyuyorsun.
image

image

image

bir zamanlar “dog-person” olduğumu sanıyordum. köpeklere de hala bayılıyorum ve dog-person/cat-person diye birşeyin olmadığını, köpeğin hissettirdiği güzel duyguları kedilerin de hissettirebileceğini düşünüyorum. tek fark şu: köpeklerin sadakati gözle görülür şekilde ortada. ve itaat edilen olma güdüsü güçlü olan insan için tatmin duygusu yaşatacak kadar itaatkar. ‘kedi karakter sahibi’ diyerek açıklanabilecek birşey değil bu kesinlikle; her hayvan karakter sahibidir. kedi sadece insanın o kendini beğenmiş güdülerini okşamıyor o kadar. seni pohpohlamıyor yani. ve kesinlikle eğitilebiliyorlar. insanlar daha çocuklarını eğitmeyi beceremezken kediyi eğitememelerinin suçunu kediye atıyorlar. çünkü bu insanların eğitimden anladığı emirlere itaat.
image

image

eve gelip de kapının arkasına çöküp hıçkıra hıçkıra ağladığım bir gün şaşkın gözlerle yanıma gelip ne olduğunu anlamaya çalışmasını ve anlayamayınca da patisini bacağıma koyup ben susana kadar beklemesini hangi nankörlük özelliğiyle açıklayabilirler bilmiyorum. ya da sabahları mama vereceğim diye üzerime atlamak için telefonun başında alarmın çalmasını beklemesini hangi hayvani güdüyle açıklarlar umrumda değil. hayatıma girmiş insanların çoğundan daha karakterli, iyi kalpli ve temiz niyetli ve değer görmeyi hak eden bir canlı olduğunu biliyorum sadece. midye benim sadece kedilere bakış açımı değil; tüm hayvanlara bakış açımı değiştirdi. ve hayvanların hepsinin gözünde aynı bakış, yüzlerinde aynı ifade, davranışlarında benzerlik olduğunu fark etmemi sağladı.
image

arabadan ve poşetlerden aşırı derecede korkuyor; otopark travması olabileceğini düşünüyorum. aşıya her gidiş arabada isyan dolu bir miyaklamayla geçiyor. veterinerde ayrı bir korku daha. buna rağmen kutusundan çıktığında karnıma kafasını gömüp hiçbir şey yapmadan beklediği an resmen kalbim yerinden sökülüyor. arkamda durduğunu fark etmeden geri adım atıp kuyruğuna ya da patisine bastığımda attığı çığlık beni kendimden nefret ettiriyor. kısırlaştırma ameliyatı ondan çok bana kabus olmuş olabilir. her haliyle güzel ve sevimli geliyor bana. bence ben anne olmuşum bile… #iloveanimalsmorethanpeople

3 Comments

  1. Midye nin neredeyse kopyası olan Kedim Bruce bulduğumda 10 günlüktü…Maine coon olduğunu ona açtığım instagram profilindeki yorumlardan ve mine coon lovers takipcilerimizden anladım. ..Duygulanarak okudum yazınızı…Gerçekten de annelik duygusunu bana derinden hissettiren bu ufaklık benim bütün dünyam oldu

    Liked by 1 person

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s