amerika günlüğü-etkinlikler /san diego zoo…

2. günümüzde sabahtan san diego yollarına düştük. vakit kaybetmemek için yolda sıkça rastlanan subway zincirinden birine girip sandviç aldık hayvanat bahçesindeki öğle yemeğimiz için. hayvanat bahçeleri benim için hep ikilem yaratır. bir hayvansever olarak daha doğrusu hayvanları “ayyy canımmmmm”dan daha farklı seven biri olarak hayvanat bahçesine gitmek doğru bir şey mi yoksa kötü mü?

evet göremediğim hayvanları görmek, izlemek istiyorum ama onların bir yere hapsedilişini, bunun ticarileşmesini ve tüm bunların insanları eğlendirmeye hizmet etmesini desteklemek istemiyorum. sonunda ben de o zincirden kurtulamayıp merakıma yenik düştüm. geçen sene gittiğimiz dublin’deki hayvanat bahçesinin çok kötü koşullarda olmaması ve san diego zoo’nun bilmem nerenin (dünyanın bile olabilir bilmiyorum) en büyük hayvanat bahçesi olması bende ‘belki o kadar da kötü şartlarda değillerdir’ umudu doğurdu sanırım. ama hiç bahanesi yok; pişman olmam da birşeyi değiştirmez; gitmemeliydim!

bir kere bahçe ne kadar büyük olursa olsun bu büyüklük hayvanlara ayrılan alanı değil; insanları gezdiren otobüslerin geçeceği yolları, yeme-içme alanlarını ve en çok da hediyelik eşya dükkanlarına ayrılan alanı tanımlıyor. ister istemez dublin ile kıyasladım bütün gün. dublin ile ilgili de bir yazı yazacağım; orada ayrıntılarını anlatırım fakat orada tüm alanı gezmekten fena yorulsak da hayvanlara nispeten(!) daha yaşanılır ortamlar, alanlar ve adalar verilmişti. bazı hayvanları görememiştik bile izleme penceresinin bulunduğu yere gelmedikleri için. ama en azından öncelik insanda değil nispeten hayvandaydı. bazı küçük hayvanlar -saldırganlık ve fiziki yeterlilikleri de önemli tabi- kafese konmak yerine onların çıkamadığı ve sizin uzaktan izleyeceğiniz adalara yerleştirilmişti. afrika hayvanları çöl gibi bir alanda oldukça geniş bir araziye yayılmıştı. ilk defa gergedan görecektim ve keşke yanımda dürbünüm olsaydı dedim; bize o kadar uzaktaydı. dublin bizi ne kadar teselli ettiyse bu konuda -azıcık da olsa-; san diego da o kadar hayal kırıklığıydı benim için.

protestocu panda
protestocu panda

alanda sürekli bir etkinlik, bir şov var; amerika için hiç şaşırtıcı değil tabi ki. ilk durağımız deniz aslanının şovuydu. herkes alkışlarla, çığlıklarla ve kahkahalarla izlerken içimden ağlamak geldi. abartmıyorum; diğerlerini aşağılayıp kendimi yüceltmek için de söylemiyorum. “ben gitmesem de orada bu şovu yapacak o” avuntularına neden kandım ve neden geldim diye kendime kızarken ağlamak geldi içimden. bize sevimlilik yapıyormuş gibi gösterilen oysa iki küçük balık için soytarıya çevrilen koskocaman hayvan resmen içimi burktu. nasıl ki sea world’e gitmeme ve yerine dolphin safari yapma kararı almıştım; bundan sonra da hayvanat bahçelerine gitmeme kararı aldım. safarilerin hayvanlara olumsuz etkileri hakkında bir bilgim veya araştırmam yok ama en azından onları doğal ortamlarında gözlemlemek için vereceğim para hayvanat bahçelerine verdiğim veya vereceğim paradan daha değerli olacaktır. bu arada san diego zoo aldığı giriş ücreti konusunda da pek iddialı. tek günlük giriş 46 $! üyelikler, bilmem ne etkinliği ile birleştirmeler, vs.. biraz daha uzak bir yerde bir safari turu vardı. o daha büyük bir yer midir bilemem ama ticari bir işletmeden başka birşey göremedim ben. sürekli günah çıkartır gibi de nesli tükenen hayvanlar için yaptıkları şeyleri, hayvan bilimlerine yaptıkları katkıyı, bla bla bla.. anlatıyorlar otobüs turlarında. biz oraya gidenler de zaten buna ortak olduğumuzdan tedirgin; bunları duyunca bir oh! çekiyoruz. kötü birşey yapmıyoruz canıııımmm, hayvanlara iyilik bile yapıyoruz…

gözcü mirket
gözcü mirket
koşuşturan mirket
koşuşturan mirket
güneşte yatan kutup ayısı
güneşte yatan kutup ayısı

havuçla beslenen ve güneş altında yatan kutup ayıları, insanlara hiç yüzünü dönmeyen pandalar (protesto ediyor gibiydiler), küçücük bir alanda mirketler, küçücük havuzdaki büyük hipopotamlar… ilk defa koala gördük. heyecanlandım tabi. onları görmek hoşuma gitti. normalde de çok hareketli olmadıkları için ağaçlara sarılıp sürekli uyumaları normal miydi bilemiyorum. onların ağaçlarının arasında sürekli çalışan buhar makineleri var ortamı nemli tutmak için. avusturalya’ya gidiş planları yapmaya başladım orada.:) tabi ki bu kötü izlenimlerim hayvanların sevimliliğini kaybettirmiyor. gözcülük yaparken uyuyakalan ve düşen bir mirket bile gördük 🙂 #iloveanimalsmorethanpeople

sürekli uyuyan koala
sürekli uyuyan koala

kısacası dışarıdan eğlenceli gibi görünen ama benim için buruk ve suçluluk hissettiren bir gündü. bana göre günün en güzel kısmı ise akşam yediğimiz meksika yemeğiydi. bizim rotamızın meksika’ya en yakın durağı san diego olduğundan meksika yemeğini buraya saklamıştık. yelp ve foursquare araştırmaları sonucu ranchos’a gitmeye karar verdik ve tam isabet! mekan çok samimi ve sevimliydi. garson yapmacık değil gerçek bir samimiyetteydi. tabaklarımız dopdolu ve çok lezzetliydi. ben bayıldım!! yemek fotoğrafları çekmeyi de paylaşmayı da çok sevmediğimden blogda da paylaşamıyorum. fotoğraflar ve yorumlar için bu hatunun sayfasına bakabilirsiniz.

duvarda el işi parçalar-ranchos
duvarda dekoratif parçalar-ranchos

hayvanseverliğime dokunan bir diğer yer aquarium of the bay oldu fakat onu san fransisco yazısında anlatacağım. yazıları çok uzun tutmamaya gayret ediyorum ki okunabilir olsunlar 😉

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s