neyse ne işte…

sen okusan da okumasan da ben burada seninle dertleşiyorum işte. iyi ki sana ulaşamamışım; eğer ulaşsaydım oradan yazar dururdum. bu blog da öksüz kalırdı yine.

dün dinledim seni. kendimde olmasını istediğim şeyler gördüm sende. ‘o insanlar’ın arasına kattım seni de. ama ‘o insanlar’ hep sonradan “bu muymuş” dediğim insanlar haline geliyor. bir gün sen de o hale geleceksin diye üzülüyorum. belki de seni yakından tanımasam daha iyi.

haklısın, birileri okusun diye yazınca anlamsız oluyor ama anlamak için yazınca zaten yazıyorum işte. kendimi koyverdiğim, dünyamın değiştiği anlara geçip boyut değiştiriyorum.

bugün twitter’da sana yapılan teşekkürleri görünce çok kıskandım. çünkü ben orada seni tek başıma dinliyordum sanki. beraber gittiğim üç kişi, hatta eve dönüş vapurunda senden bahseden kalabalık bir grup olmasına rağmen tek başıma dinliyor gibiydim. ama o teşekkür mesajları ve onlara verdiğin cevaplar bunun aksini doğruluyordu ve oradaki tek insan olmadığımı yüzüme vuruyordu. kıskandım. ben mi? yok ben teşekkür etmek için değil, sana ulaşabileceğim bir e-posta adresi aramak için girmiştim sayfaya.

bu arada “sen” dediğim için kızmıyorsun ya? sana “siz” demek çok absürd geldi; kendime “biz” demek gibi. dedim ya sen tam benim sohbet arkadaşım olabilirmişsin gibi hissettim. ‘sohbet’in anlamında ‘karşılıklı’ sözcüğü geçmiyorsa doğru bir ifade kullandım demektir.

aslında biraz ukalasın ama ‘dolu’ adamların ukala olmaları kaçınılmazdır bana göre, o yüzden sana bunu yakıştırdım. sazı eline alıp dağıtıyorsun ortalığı, adeta bir zıpır çocuk havasında. ama sana birşey söyleyeyim; eleştiri anlamında: çok şey bilmeye alışıp, karşındakilerin de bazı şeyleri zaten biliyor olduğu kabulü ile konuşma zaafına yakalanmışsın. Yani senin için artık rutin olmuş şeyler başkaları için yeni bir dünya, ilginç bir sözcük, başka bir ifade. karşında onlarcası ya da yüzlercesi de olsa o insanların içinde mutlaka, en az bir tane sen açıklamadan konuştuklarını anlayamayacak insan olacaktır. derdin kimseye açıklama yapmak olmayabilir ama bir derdin olmasa iletecek; o kadar da “geveze” olmazdın bence.

çalışma odanı çok beğendim, bana gerçekten motivasyon sağlıyor. arada açıp bakıyorum, hikayelerini dinliyorum. bu sayede kıyamadığım defterlerime birşeyler yazmaya başladım.

böyle bakınca şizofrenik tutumlarım olduğu söylenebilir, öyle miyim bilmiyorum. hayali bir arkadaştan öte içimde kalmasın diye yazıyorum buradan sana. ulaşıp ulaşmaması değil de mesele, içimdekileri anlatmak önemli…

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s