uçuk gibi bir şey…

ne yaparsa yapsın insan, vazgeçemediği tek şey var: yalnızlık. vazgeçemediği diyorum çünkü herkesin içinde bir yerlerde olan ve zayıf anında ortaya çıkan bir şey yalnızlık ve söküp içinden atabilen var mı? sanmıyorum. var diyene de inanmıyorum. hayır, karamsarlık değil benimki. acıtsa da gerçekçilik.
yalnızlık, etraftaki insan sayısı veya yakınlığıyla ölçülebilen bir şey değil. onun bir skalası yok. zaten herkeste olan bir şey. sadece insanın zayıflık derecesiyle ters orantılı biçimde kendini gösteren bir … tanımlayamadım.
uçuk gibi bir şey işte. zor zamanını kollayan, hiç olmadık bir yerde patlak veren ve çirkin görünen, acıtan, yemeni-içmeni engelleyen, canını sıkan ve canını sıktıkça da güçlenen bir ‘şey’.
yalnız kalmak, banyoda ayağın kaydığında kötü mesela. ama kayıp da düşmediğin zaman. ya düşüp kafamı yarsaydım dediğin an.. ya da hafif bir depremle sallandığında. ya da burnuna hiç sevmediğin bir yemeğin kokusu çok güzel geldiğinde ve yapacak yerin de kimsenin de olmadığını gördüğünde, kötü. çünkü ilk aklına gelen, yalnızlık oluyor. nasıl kötü, nasıl zor olduğu…
bazen sistemin nasıl işlediğini anlamak için çok kafa patlatıyorum. sonra da neden yaptığımı sorguluyorum. neden yapıyormuşum? yalnızlığımı oyalamak için. içeride biraz daha kalsın, ortaya çıkmasın diye. oylayacak şeyler tükendiğinde, …

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s