4 boyutlu tasarım…

Bir markanın tasarımdan istediği, kullanıcıda bağımlılık yaratmasıdır en özet anlatımıyla. Marka talep eder; tasarım arz. Tasarım olmadan marka amacına ulaşamaz; marka olmadan tasarım değerli olduğuna ikna etmekte zorlanır. O yüzden yapışık ikizler gibidirler. Arkasında böyle karışık ilişkiler olduğunu bilmeden, görür görmez bir hayranlık yaratıyorsa tüketicide ya da kullandıkça kendine bağlıyabiliyorsa kullanıcıyı marka amacına ulaşmış demektir.

Her ürün için tek marka tutkunluğum yoktur ama bazı markalar bende vazgeçilmezdir. Üstelik çok geçerli sebepler de bulamam bu vazgeçilmezliğe. Cep telefonu mesela. Şu ana kadar 4 tane cep telefonum oldu; hepsi de Nokia idi. Hala da telefon baktığımda Nokia arar gözlerim.

İlk göz ağrısı olduğu için mobil iletişim hayatına alışkanlık onunla başladı desem, çeşitli telefonlar kullanabilen hatta aynı anda 2 veya 3 farklı marka kullanan insanlar var. Teknolojik özellikler desem, artık teknolojiye ulaşmak şirketlerin tekelinden çıktı; ulaşılabilir bir şeye dönüştü. Peki nedir beni Nokia’ya bağımlı kılan?

Sanırım telefonla aramda değişik bir bağ oluşuyor. Yani asıl mesele benim telefonda aradığım şeyi bulabilmem. Kullandığım telefonların hiçbiri döneminin en pahalı modelleri değildi; çünkü en teknolojik, en dijital, en havalı olan değildi benim aradığım. Ama çok severek kullandım telefonlarımı. O özellikleri arayanlar için de çözüm sunacak kadar çeşit var.

Diyeceksiniz ki “Bu sadece Nokia’ya özel bir durum değil.” Evet çok doğru; onlarca marka var, hepsinde yüzün üzerinde çeşit var, ama bende başarıya ulaşan marka Nokia oldu. Daha ortaokuldayken elime ilk telefonumu aldım ve yıllardır başka markalara yanaşmıyorum; çünkü diğerlerini kullanmakta ve anlamakta zorlanıyorum. Alışamayacağım bir şey olmamasına rağmen onlara alışmak istemiyorum.

Yıllar sonra tasarım okuyup da Nokia tasarımcılarının seminerine katıldığımda anladım onların bana ne yaptıklarını. 16 yaşımdan beri benim telefondan ne beklediğimi araştırıp takip ediyorlarmış meğer. Adımı, şehrimi, beni bilmeden hakkımda fikirler yürütüp senaryolar yazıyorlarmış. Sonra da karşıma avuç içi kadar çizgiler topluluğuyla çıkıp heyecanla bekliyorlarmış.

Benim için ne kadar sıradan bir şeyse ürün kullanmak, onlar için o kadar profesyonel bir araştırma ve inceleme konusu. Fikirlerim, beğenilerim, tercihlerim beni hiç tanımayan insanlar için çok değerli birer bilgi. Bunlara ulaşabilmek için de ciddi harcamalar yapıyorlar. Her şirket bunu yapmak durumunda tabi ama elime aldığım üründe bana verilen değeri hissetmekti belki de beni ona bağlayan, hem de farkında olmadan.

Modası geçmesine rağmen çok isteyerek aldığım 2300’ı; -yedek bile olsa- hala severek kullanmam ve çok estetik bulmam bununla açıklanabilir sanırım. Fotoğraf çekemiyor, mp3 çalamıyor, internete bağlanamıyor ama direkt bana bağlanıyor. Kağıt üzerindeki bir çizginin kazandığı 4. boyut bu sanırım.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s