3 kitap…

son dönemde arka arkaya 3 tane “aşk ağırlıklı” kitap okudum. aşk romanı deyince beyaz dizi kıvamında bi izlenim yaratıyor:)

3’ünde de beklentilerimle karşılaştığım şeyler ters düştü. ilk olarak alacakaranlık’ı okudum ki filmle ilgili yazdıklarımda kitaptan da bahsetmiştim. oldukça sürükleyiciydi, biraz “hollywood senaryolarını zihnimizde canlandırma faaliyeti” gibi olsa da beklediğim kadar tatsız değildi. hala orijinalini okumanın daha iyi olabileceğini düşünmekteyim.

alacakanalık bittiğinde bir hevesle neva’ya başladım. yazarı ılgın olut. hakkında her yerde “süper kitap” “beni benden aldı” “elimden bırakamadım” vs.. yazan kitap. çok özür dilerim ama bunları söyleyen insanlar gerçek kişilikler mi yoksa tamamen bir reklam kampanyası mı? tek kelimeyle berbattı. ilk defa bir kitaba verdiğim paraya acıdım. zaman geçirmek zorunda olmasam kitabı elimden fırlatabilirdim. bugüne kadar edebi kaygıyla yazılmamış bir sürü kitap okudum ama bu kadar amaçsız, bu kadar herşeyden ve hiçbirşeyden yoksun bir kitap okumamıştım. neden mi bu kadar acımasızım? kitabın başında yazar yaptığının farkında ve eleştirilmesin diye “edebi kaygım yok, eleştirilsin diye yazmadım” tarzında açıklamalar yapıyor. bu daha da sinir bozucu bir durum. bir kaygı taşımak zorunda değil tabi ki ama “kitap” kavramının içini boşaltmamak gibi de bir sorumluluğu olmalı “yazan” herkesin.

yıllardır arayıp da basılmadığı için bulamadağım murka’ya başladım kendimi teselli için. kurt seyt&murka; yazar: nermin bezmen. diğer kitapları tanınıp aile şirketi olarak bir basımevi kurunca murka’ya da gün doğmuş çok sevindim; görür görmez atladım. nermin bezmen dediğimde “o kim?” diye insanlar suratıma bakarken, daha ortaokulda mengene göçmenleri’ni okumuştum. hayatımda önemli bir yeri vardır. bir kitabı 2. kez okuduğum nadirdir; mengene göçmenleri o nadirlerden biri. mürvet’in ve daha çok seyit’in hayatını o zamandan beri merak ediyordum. shura ile biraz sakinleşmiş; yine deli gibi murka’yı aramaya başlamıştım. sırf atlanmasın diye üstünkörü anlatılan bazı kısımlar üzdüyse de genel olarak çok sevdim. başka bir dönemde gerçekten yaşanmış bir hikayenin tedavi edici etkileri var insan ruhunu. bir anda kendi dünyanızdan kopabiliyor, onların arasına karışabiliyorsunuz. yazarın bu konudaki yeteneği takdire şayan.

seyit ve mürvet yazarın dedesi ve anneannesi; yazar dedesiyle hiç tanışamamış; dolayısıyla olaylarda seyit’in kafasından geçenleri bilmesi imkansız. fakat seyit’in kafasının içine öyle bir giriyor ki her seferinde nasıl bir özümseme bu diye düşündüm ve hayran kaldım. ama -doğru olup olmadığını tartışmamakla beraber- bakış açısının hiç objektif olmadığı açıkça görülüyor. o dönemde küçük bir çocuk ve ilerleyen zamanlarda genç bir kız ve kadın olarak karşımıza çıkan leman karakteri yazarın annesi olmasından dolayı daha “imtiyazlı” bir konumda. çok iyi anlaştığı seyit de öyle. kahramanlar arasında aile bireyleri olmasına karşın çok ciddi bir kutuplaşma söz konusu. belki yaşanan da aynen böyledir ama ben diğer kısımlarda olduğu gibi burada da profesyonel bir bakış açısı ve üslup beklerdim. ama yine de aşkı, sadakati, tutkuyu, sevgiyi ve seyit’in inanılmaz yaşam sevincini doyasıya okumak çok keyifliydi.

zamanı tasarlamayı ürün tasarlamaktan önce öğrenmeliydim sanırım. okumak istediğim ne çok kitap var…

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s