t-w-i-light…

Kitaplardan uyarlanan filmleri her izlediğimde “önce kitabı okusaydım keşke” diye geçiririm içimden; çünkü filmi izledikten sonra kitabı okuyasım gelmez. Bu defa öyle yaptım. Alacakaranlık’ ı okuduktan sonra izledim Twilight ı. Kitaba Alacakaranlık, filme de twilight ismini yakıştırdım gerçekten de.

Kitap, başlarda “çok satanlar” alerjimi tekrarlattı bana. Hollywood senaryosu tadında, cümleleri kurmak için hiç çaba sarf edilmemiş gibiydi. Son 300 sayfasını bir günde okuduğumu fark ettiğimde cümleler nasıl kurgulanmış olursa olsun sağlam bir hikayenin çok iyi anlatıldığını fark ettim. Sonra filmi izlediğimde de cümlelerin rahatsızlığının çeviriden kaynaklandığını fark ettim. Aslında verilmek istenen mesajlar ve nüanslar çeviride kaybolmuştu; kitabı bir de “twilight” olarak okumak gerektiğine karar verdim.

Doğrusu, film benim için biraz “hayal kırıklığı” idi. Kitap kapağında film oyuncularının fotoğrafının olması okurken filmi canlandırmanızı daha da kaçınılmaz yapıyor. Okurken bir yandan da filmi çekiyordum ben. Ukalalık olacak belki ama benim filmim izlediğim filmden daha iyiydi.:) Bir film için çok da vurucu olabilecek sahneler kırpılmış, fantastik bir hikaye için çok az sayılabilecek görsellik ve zayıf bir makyaj yeteneği gördüm ben filmde.

Aslında film biraz kararsız kalmış gibiydi, ne tarafta duracağını şaşırmış; bu yüzden de tatmin edicilikten uzaktı. Kitabı okumadan izleseydim kitaba haksızlık olacaktı, bundan eminim. Kitap çok daha duygusaldı ama durmak istediği yer zaten bu noktaydı, ama filmde “vampir hikayesidir bu korkunç yapalım, duygusallıktan uzak duralım ama çok da korkutmayalım” kaygısı görülüyordu. Bazı karakterler sırf kitapta var diye filme konmuş, hatta serpiştirilmiş gibi duruyordu. Oysa o karakterler kitapta daha anlamlı yerlerde, bu yüzden de filmdeki gibi “eee bu niye burada şimdi?” dedirtmiyor. her şeye biraz dokunup aslında hiçbir şeye değmemek gibi bir amaçları varmışsa başarılı olmuşlar.:)

Elbette hikayeyi film yapmak için kısaltmak, kırpmak, bazı yerleri birleştirmek gerekiyor ve bunun için de ince bir zeka gerekiyor. Tam da bu sebepten her kitaptan film yapılamaz, yapılsa da bunu herkes yapamaz.

Filmde hakkının verildiği bir sahne vardı; gerçekten çok beğendim ki o da Cullen ların beyzbol oynadığı sahneydi. Müzik, efektler ve görselliğin bütünlüğü “keşke filmin tamamında olsaydı” dedirtti bana. O bölümü farklı birinin çektiğini söyleseler inanırım, hakikaten çok ayrı duruyor. Benzer bir etkiyi kitapta olmayan bir sahne yaratıp da yakalamak istemişler -takipçinin Bella’yı tuzağa düşürdüğü sahne- ama bence fazla zorlamışlar, ya da hiç zorlamamışlar demeliyim.

Şöyle bir bakınca çok mu acımasız davranmışım diye düşündüm, acaba filmden önce kitabı okumak beklentilerimi mi yükseltti? Ama filmden beklediğim şu: ya kitaba sadık kalmalılardı ya da ondan esinlenip kendilerince bir şey yaratacaklar fakat yarattıkları şeyi güçlendireceklerdi. Potansiyeli yüksek bir hikaye, senaryolaştırılırken ve görselleştirilirken zayıflatılmış; ticari kaygılar fazla belli edilmiş, bu da beni ciddi anlamda üzdü. Çünkü ilk defa fantastik bir filmi büyük bir hevesle izlemeye başlamıştım.:)

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s