hayatın bilimsel yönü…

bu hayatın felsefesini yapıp bilimle alakasını kurmaya çalışan çatlak bir bilim insanı olsaydım diye düşünürüm ara ara. kafamın içinde derin yolculuklara çıksam, oralarda kaybolsam belki vurgun yesem… en azından yediğim vurgunların bir amacı, anlamı olurdu. bu günlük de benim olmayı isteyip de olamadığım, yapmayı isteyip de yapamadığım herşey için bir sahne olsun istedim. istediğim her role girip kendimce oynuyorum. bugün de çatlak bilim insanıyım işte. hayatı “fizik” e alıp giriyorum dünyama, bakalım nereden çıkacağım…

hayat fizik’te bir kavram olsaydı sürtünme kuvveti olurdu bence. “sürtünme kuvveti ters yönlü bir kuvvettir. nesnenin hareketini engeller. nesne yön değiştirdiğinde sürtünme kuvveti de yön değiştirir. yönü kuvvet yönüne terstir. hareket ettirmez, sadece hareketi engeller; yavaşlatır ya da durdurur.” derslerden bana kalanlar bunlar ve bence yeterince açıklayıcı. bunu ilk anladığım zaman çabaladıkça patinaj yaptığımı hissettiğim zamandır. o kadar koşup yorulup sonuçta olduğum yerde durduğumu gördüğümde anladım; hareket edebilmek için kuvvetin sürtünme kuvvetini yenmesi gerekir.

aslında onun büyüklüğünü bizim ona uyguladığımız kuvvet belirliyor. yani biz ne kadar kuvvetli basıyorsak yere, o da o kadar büyüyor, tepki veriyor. bir de katsayısı var tabi ama bu söz konusu hayatın karakteristik özelliklerine göre değişir; birimsiz ve bağımsız bir kavramdır. pürüz arttıkça katsayı yükselir. inişin çıkışın bol olduğu bir hayatta yere sıkı basmaya çalışan birine uygulanan sürtünme kuvvetini, bu kişinin sürtünme kuvvetini yenebilmesi için dışarıdan uygulanması gereken kuvvetin yönünü, doğrultusunu ve büyüklüğünü hesaplayınız!

diyelim ki kuvvetin yönünü, doğrultusunu ve büyüklüğünü hesaplayabildik, hani problem çözmede üstümüze yok ya!! peki bu kuvvetin kaynağını nasıl bileceğiz? yani nesneye renkli bir ok çizip üstüne değerini yazmakla bitirebilir miyiz problemi? işte bizi kutu olarak çizdiğimiz o nesnelerden ayıran şey bu noktada ortaya çıkıyor. burada psikolojiye yumuşak bir geçiş yapmak gerekiyor. kuvvetin kaynağı orada gizli çünkü. bu aşamada problemin çözümü karmaşıklaşır işte. formül yok, hesap yok -olsa da sağlıklı sonuçlar vermez- deneyler her zaman aynı sonuçları vermez.

kaynak ne kadar kuvvetliyse sürtünme kuvvetine karşı verilen mücadele de başarıya o kadar yakındır. bu kaynak bazen güçlü bir motive edici bazen yalnızca bir söz olabilir. bir resim, müzik parçası, tek kelime ya da çok kuvvetli duygular olabilir. yaptıkları bağları kimya’ya bırakalım; “molekül”lere kadar işleyen bu “katalizör”leri “optimum” seviyede tutabilmek mücadelenin normal şartlar altında (n.ş.a’da) gerçekleşmesinin koşuludur.

böyle bakınca aslında hayat kontrolsüz deneylerden ibaret bir hipotezdir. teoriye yaklaşmış olanlar olsa da yasaya dönüşmüş örneği henüz kanıtlanamamıştır.:)

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s