su olsam, ateş olsam?

“cayır cayır” korkutur herkesi, yakar, bazen yıkar, küle çevirir ama bir tek suya dokunamaz. Artık saplantı haline gelmiştir ateşte suyu yakmak. Çünkü ona engel olabilen, yıkımından koruyan bir o vardır. Yapabildiği tek şey onu buhara çevirip yükseltmektir cılız bir “tıss” sesiyle ama bilir ki o yeniden su olup peşinden gelecektir.

Ateşin asaleti olduğu düşünülür hep, oysa o kendini ortaya atmayı çok sevdiğinden, göz alıcı renklerini çok iyi kullanabildiğinden asil zannettirir kendini. Zayıflığını gizlemek için gösteri yapar. Aslında su kadar sakin durup o asaleti taşıyabilme özlemindedir; öfkesini acı çektirerek ve korkutarak bastırıp güç sahibi olabileceğine inanır budalaca.

Su ise kendinden emin, kusursuz ve koskocaman dünyasında yaşar ateşle dalga geçer gibi. Koruyucu rolü verildiğindeyse gidip ateşe verir dersini. Hiçbir zaman bağırmaz “ben buradayım” diye. Ona gerçek değerini verebilecek olan bulur onu nasılsa. Yandıklarında peşinden koşar bulurlar onu ama ateşin güzelliğinden ve sahte büyüsünden vazgeçemezler hiçbir zaman; çocuklar bile “cıss” olduğunu bile bile uzatırlar ellerini ateşe ve sonra suya koşarlar. Yangınlar söndüğündeyse su yalnızlığına terk edilir.

Bazen kendi sakinliği de ağır gelir suya; kendini kıyılara, kayalara vurur delice. İçindeki taşkınlıkları çarpar; coşkusunu, üzüntüsünü, gözyaşını boşaltır. Sadece kendine zarar verdiğini düşünerek kabaran duygularını dalgalara yükleyip sürükler. İşte o zaman suçlanır, o hep koruyucu ve sakin olmalıdır; “doğası” budur ya, taşkınlık yapmak ona göre değildir. Oysa onu suçlayanlar, ondan zarar gördüklerini düşünenler aslında onun sınırlarından girmiş, hükmündeki alanları işgal etmişlerdir; asıl suçluların kendileri olduğunu fark etmeden. Suyun asaleti burada konuşur; bu yüzsüzlüğü de affeder, ateş ihanetini de, terk edilmeyi de.

Suyun yalnızlığı ateşi keyfe getirir ama tatmin etmez. O kışkırttıkça su sakinleşir, su sakinleştikçe ateş öfkelenir. Kendince bir döngüye girer, kendini kovalar durur. Herkesin karşısına başka bir kılıkta çıkar bu döngü. Kiminin içindeki çatışmadır, kendiyle olan kavgasıdır; kimi için aşkı ile sevgisi arasındaki savaştır; kimi içinse duyguları ve mantığının karmaşasıdır.

“Su” olabilmenin en güzel yanı, ateş çemberinde minik bir birikinti bile olsan buhar olup terk edebilir, yeniden su olup yenebilirsin ateşi. Dingin ve gösterişsiz olsan da, sonunda yalnız kalacağını bilsen de güven ve özgürlüğün tatmini ile yaşayabilirsin.

Advertisements

One comment

  1. ATEŞ VE SUAteş bir gün su’yu görmüş yüce dağların ardında,Sevdalanmış onun deli dalgalarına.Hırçın hırçın kayalara vuruşuna,Yüreğindeki duruluğa.Demiş ki su’ya:Gel sevdalım ol,Hayatıma anlam veren mucizem ol…Su dayanamamış ateş’in gözlerindeki sıcaklığa,’Al…’demiş:’Yüreğim sana armağan.’Sarılmış ateş’le su birbirlerine,Sıkıca,kopmamacasına…Zamanla su,buhar olmaya,Ateş kül olmaya başlamış.Ya kendi kül olacakmış,ya aşkı…Baştan alınlarına yazılmış olan kaderi de,Yüreğindeki kaderi de,Alıp gitmiş uzak diyarlara su…Ateş kızmış,ateş yakmış ormanları.Aramış su’yu diyarlar boyu,Günler boyu,geceler boyu,Bir gün gelmiş,su’ya varmış yolu.Bakmış,o duru gözlerine suyun,Biraz kızgın,biraz hırçın.Ve o an anlamış:Aşkın bazen gitmek olduğunu.Ama gitmenin yitirmek olmadığını…Ateş durmuş,susmuş,sönmüş aşkıyla.İşte o zamandan beridir ki:Ateş su’dan,Su ateşten kaçar olmuş…Ateş’in yüreğini sadece su,Su’yun yüreğini,Sadece ateş alır olmuş…Buda başka bir bakış açısı belkide sevdasının ızdırabı ateşi bu hale getirmiştir kimbilir

    Like

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s