Rüyadan…

Bembeyaz iki uzun duvar arasında daracık bir koridor. Yerler de bembeyaz. Aslında bir tek küçücük ışık kaynağı var upuzun koridorun en sonunda. Şu fizik dersindeki noktasal ışık kaynağı var ya hani; işte ondan. Ama her yer o kadar aydınlık ki gözümü açamıyorum, kapalı kalmasını tercih ediyorum ve kendi istediklerimi görmeye başlıyorum. Artık bilinçaltım bana ne tür bir oyun oynamak istiyorsa ona razı oluyorum, kendimi ona teslim edip derin bir uykuya dalmak istiyorum ama ne rüyadayım ne dünyada. Bir dünyadayım aslında ama gerçek mi ben de bilmiyorum.

O beyaza başka renkler katıyorum, içimde kıpırtılar başlıyor. Neşeleniyorum, hüzünleniyorum, eğleniyorum, sıkılıyorum… Ama ben renklerle oynadıkça koridorun daha karanlık, daha dar olmaya başladığını fark edemiyorum. Koridorun yarısına geldiğimde elimdeki tüm renklerin siyah olduğunu görüyorum. Duvarlara bakıyorum, simsiyah… Kendime bakıyorum; neredeyim ben?? Göremiyorum kendimi. Kaybolduğumu düşünüyorum bir an. Kendimi mi kaybettim ben??

“Silsem bu renkleri” diyorum kendime, belki o zaman o ışığa yeniden ulaşabilirim. İlk bakışta işe yarar görünüyor ama boş ya da loş bir koridorda, içimin durgunluğuyla o ışığa ulaşsam neye yarayacak ki? Ben renklerimle mutluysam göremesem bile hayal edebilirim, ellerimle yoklayarak yolumu bulabilirim. Yolun yarısında durmam gerekiyorsa durup beklerim; iki duvar ne de olsa…

Bir ışık görmenin umudu olur hiç değilse, hep önümü görebileceksem neyin seçimi bana ait olacak? Yavaş adımlarla, duvarları yoklayarak yürümeye başlıyorum. Karanlıktan da korkarım ben üstelik. Burada “anniiiii” diye ağlasam sesime cevap veren de olmayacak. Çığlık atsam benden başka duyan olur mu acaba? Yoksa atığım çığlık çoğalarak geri dönüp beni mi kovalar? Yürümeye devam… Ya birileri daha varsa bu koridorda?? İyi mi olur kötü mü acaba? Devam…

Orada bir ışık mı var ne? Güneş olsa serap görüyorum diyeceğim ama… Hep derim en mucizevi organ gözdür diye. İnsiyatif kullanabilen bir varlığı anlamak da taklit etmek de zor. O an düşündüklerim gözün yetenekleri değildi tabi. Daha çok gördükleriyle; aslında göremedikleriyle ilgili düşünüyordum.

Işık hala duruyor orada galiba, daha da büyüyerek… Benim gözlerim kapalı mıydı yoksa?? Elimi gözlerime götürüyorum, göz kapaklarımın açık olduğunu anlıyorum. Ne zaman açtım ben bu gözleri?? Galiba ışığı görmek istediğimde.

Adımlarım hızlanıyor, gittikçe yaklaşıyorum ışığa. Siyah ve beyaz, tatlı renklere dönüşmeye başlıyor; gözlerimi alıştırmaya çalışıyorum. Dünyaya hoş geldim. Bir sürü aydınlık renk ve bir sürü farklı yol. Meğer “iki duvar” değilmiş sadece. Kırıyorum dizlerimi, oturuyorum yere yüzümde bir gülümsemeyle ve diyorum ki “Seç bakalım birini işte gerçek dünyadasın.”

Kulağımda mor ve ötesi:
“Ve hayat her şey yolundayken dur dedi artık
Ve hayat herkes evindeyken dur dedi artık
Ve hayat ki canına tak etmişti sus dedi artık
Ve hayaaaatttt…..”

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s